Yazdırma ve paketleme. Bilgi için tıkla
Anzak yürüyüşünün mp3’lerini indirmek için buraya tıklayıp Bilgi sayfasına gidin
Walker’s Ridge Mezarlığı’ndan çıkıp, sırtın ucundaki yoldan sağa dönün. Burada dikkatli olun! Burada korkuluk bulunmuyor ve yukarıdan aşağıya mesafe çok yüksek. Önünüzdeki manzara Anzak Yürüyüşü’nüze başladığınız Kuzey Plajı'na ve Anzak Tören Alanı’na bakar.
Denizde kıpırtı bile yoktu

... Yarıntılardan çıkıp, mezarlıklardan geçip gümüş rengindeki akasya tohumlarını saçtım. Eğer burayı terketmek zorunda kalırsak, en azından geride Avustralya’dan bir şeyler kalmasını istiyorum. Tohumları yaklaşık 20 saat suda ıslattım. Onlar iyi durumdalar ve büyüyorlar.
[Rahip Walter Dexter, 16-17 Aralık 1915, AWM PR00248] [AWM C01470]
13 Kasım 1915 günü saat 13.30’da bulunduğunuz yerden aşağıya bakıyor olsaydınız, Kuzey Plajı’ndaki iskelelerden birinin üzerinde, Britanya mareşali üniforması içinde olan ve uzun adımlarla yürüyen, uzun boylu bir adam görürdünüz. Onun arkasındaki grupta, içlerinde Korgeneral Sir William Birdwood’un da bulunduğu bir çok general ve komutan vardı. Bu kişi Britanya Kabinesi’nin Savaş Bakanı ve Hartum gazisi ve Britanya İmparatorluğu’nun savaş alanındaki tüm ordularının komutanı olan Kont Kitchener’di. Bu ünlü ziyaretçinin kim olduğu haberi etrafa hemen yayıldı ve askerler onu alkışlamak için iskeleye koştular. Kitchener, bir o asker, bir bu askerle konuşup, kalabalığın içinden ilerlerken hep şunu söylüyordu: “Kral bana, sizlerin ne kadar mükemmel bir iş başardığınız fikrinde olduğunu söylememi istedi. Siz mükemmel bir iş başardınız. Siz beklediğimden de mükemmel bir iş başardınız.”
Grup, Kitchener başta olmak üzere ‘tozlu ve dik yoldan’ Serçe Tepe’ye çıkıp, Boyun’a ve yukarıdaki Conkbayırı’na bakan bir sipere gitti. O, daha sonra Bully Beef Sap (Konserve Dana Eti Siperi) diye bilinen bir sipere gitti ve ona Anzak hattı gösterildi – Pope Tepesi, Bombasırtı ve Kanlısırt. Kitchener Gelibolu’daki durumu kendi gözleriyle görmek için gelmişti. O, saat 15.30’da oradan ayrıldı ve Kasım sonu, Britanya Savaş Kabinesi Kitchener’i dinledikten sonra Gelibolu’daki 3 Britanya mevzisini boşaltma kararı aldı – Suvla, Anzak ve Seddülbahir.
Bu karar duyulan bir çok kaygı yüzünden alınmıştı. Kış geliyordu ve ilk kuvvetli rüzgarlar doğanın uyduruk insan yapımı iskeleler üzerinde ne kadar tahrip edici etki yaratabileceğini göstermişti. 27 Kasım günü yağan sağanak yağmur siperleri nehirlere çevirdi ve bunu şiddetli rüzgar ve kar yağışı izledi. Çavuş Cyril Lawrence günlüğüne şunları yazdı:

Hint nakliyecileri toparlanıp, herşeyi gemilere yüklemek için hazırlıyorlar. Arabalar parçalara ayrılmış, tekerlekler yüklenmiş, ancak arabaların gövdesi geride bırakılmış. Durmadan malzeme gidiyor, ancak geride bırakılması gereken binlerce sterlin değerindeki malzeme imha edilecek.”
[Rahip Walter Dexter, 16-17 Aralık 1915, AWM PR00248] [AWM PWDJ152]
Kendini, iliğe işleyen bir rüzgarın boylu boyunca uğuldadığı, karın kuvvetli rüzgarla lapa lapa yağdığı bir siperin içinde düşün. Herkes ve her şey beyaza boyanmış ve botlarının içindeki ayakların yarı erimiş karın içinde yarı donmuş bir halde ... El ve ayakların sana acı veriyor. Birisi, günlük tayınınla siper boyunca koşuyor – bir teneke konserve dana eti ve 3 bayat bisküvi. Karaya su getiremediklerinden su az.O yüzden bize yalnız bütün gün yetmesi gerekli olduğu söylenen yarım fincan çay veriliyor.
[Avustralya İstihkam’cılarından Çavuş Lawrence’ın Gelibolu günlüğü. Sir Ronald East (editör), Melbourne, 1983, sayfa.118]
Suvla’nın yukarısındaki Britanya mevzilerinde 30 asker siperde donmuş olarak bulundu.

Ayrıca Türk Ordusu Anzak mevzilerini ezeceği güne hazırlanıyordu. 1915 yılının Eylül ayının sonlarında Bulgaristan, Türkiye ve Almanya’nın yanında savaşa girdi ve bu, ağır topların ve mühimmatın kara yoluyla Türkiye’ye ulaştırılmasını mümkün kıldı. 1916 yılının baharında, Anzak mevzileri ve Suvla ve Seddülbahir’deki Britanya mevzileri, topçu ateşi kuşatmasıyla toz duman edilip ele geçirilebilecek durumdaydı. Gelibolu’da hiç bir şey başarılamayacağı hissi hakimdi ve böylece tahliye planları yapıldı ve çabucak uygulandı.
Gece, bölüm bölüm 41.000 asker sessizce Anzak bölgesinden gemilerle taşındı. Eğer Türkler bu süre boyunca ne yapıldığını anlasalardı, tahliye edilen garnizona binlerce zaiyat verdirilebilirdi. Her zaman tetikte olan Türkleri düşman sadece kışa hazırlanıyor diye kandırmak için her türlü tedbir alınmıştı. Türkler, Anzak hattından ateş açılmayan ve ‘sessiz süreçler’ adı verilen periyotlara alışmışlardı ve yaşa ve yaşat ilkesini benimsemiş gözüküyorlardı. 27 Kasım’dan sonra ateş ve bombardıman normalde olduğu gibi devam etti. Tahliyenin son günü – 19 Aralık- çeşitli şaşırtmacalar kullanıldı. Bir gruba, Artillery Yolu’nda ‘boş boş gezip, sigara içiyor’ gibi görünmeleri emri verildi. Diğerleri, Anzak bölgesindeki hayatın normal seyrinde devam ettiğine Türkleri inandırmak için Shell Green’de (Topçu Mermisi Çimenliği) kriket oynadılar.

Romun tamamı yere dökülüyor. Bu en kutsal hareketlerden biri. Etraf leş gibi rom kokuyor ve plaj boyu yürürken deniz yakın planda kırmızıya boyanmış. Bazı yerlerde askerler diz çöküp, şapırdatarak rom içtiler. Fakat etrafta o kadar sarhoş yoktu.
[Rahip Walter Dexter, 16-17 Aralık 1915, AWM PR00248] [AWM G01276]
Anzakları çok üzen şey, ölü silah arkadaşlarını geride bırakmak zorunda kalmalarıydı. Tahliye devam ederken, küçük asker gruplarının mezarlıkları ve mezarları derleyip topladıkları görüldü. Son gün, General Birdwood Anzak bölgesine şahsen veda etmek için karaya çıktı. Bir asker mezarlığı göstererek ona: “Umarım onlar vadilerden aşağıya indiğimizi duymazlar” dedi.
Tahliyenin büyük bölümüAnzak Koyu da kullanılmasına rağmen Kuzey Plajı’ndaki iskelelerden yapıldı. Motorlu mavnalar askerleri ve malzemeyi bekleyen savaş ve nakliye gemilerine götürüyor ve bu gemiler de Limni’deki üsse gidiyorlardı. Hint Dağ Topçusu’nun askerleri ve katırları, 15 Aralık gecesi kuzeydeki tepelerden Kuzey Plajı’na indiler:
“Derhal şunu düşündüm – ‘Tanrım! Türkler bütün bu olanları görmüyorlarsa kör olmalılar’. Fakat arkalarından gittiğim katırların ne kadar sessiz olduklarını gördüm. Yükleri ağır olmasına karşın tamamen sessizdiler. Yürürken ara sıra çıkan ufak tefek zincir sesinden başka bir ses çıkarmadılar ... 1.000 yarda (914 metre) uzaklıktan onları görebileceğinizden şüphe duyarım – belki sadece siyah bir yılankavi bir çizgi görebilirdiniz.”
[İsmi belli olmayan birinin günlüğünden alıntı. Charles Bean, The Story of Anzac, cilt.2, sayfa.866 ]
Son iki gece – 18, 19 Aralık geceleri – sona kalan grupları almaya gelen donanma, İmroz adasından geldi. Savaş ve nakliye gemileri Anzak bölgesi sahili açıklarına demir atmaya geldiğinde, oradaki hiç kimse demir zincirlerinin normal takırtısını duymadı. Bu zincirler, denizciler tarafından elle denize indirilmişlerdi. HMS Grafton kruvazörü donanmayla birlikte geldi ve tayfalardan biri bu olayı kaydetti:
Saat neredeyse 21.00. Görev için ideal bir gece. Suvla’daki hiç bir gemi (sadece bir kaç ışık) görünmüyor. Bir gemi, iskele tarafımızın yaklaşık bir mil (1.85 kilometre) açığında. Denizde bir kıpırtı bile yok. Kuzeyden gelen hafif bir esinti var. Şu anda ay gözükmüyor. Bir destroyerin yarattığı dalgacık, bir göletin kenarına vuran dalgacıklar gibi gemimizin yan tarafına çarpmaktaydı.
[İsmi belli olmayan birinin günlüğünden alıntı. Charles Bean, The Story of Anzac, cilt.2, sayfa.888-889 ]

Son gece, küçük artçı gruplar siperlerde kaldılar. Askerler, Türklerin garnizonun tamamının hala orada olduğunu zannetmeleri için etrafa koşup, ateş edip sesler çıkarıyorlardı. Kuzey Plaj’ına gitmek için ayrılan son askerlerden biri de Auckland Piyade Taburu’ndan Er Joe Gasparich’ti:
Zemini kaskatı donmuş olan siper içinden yürüdüm ... ayaklarımı yere basmamın yankısı siperden aşağıdaki yarıntının dibine kadar iniyordu ve bu yankının ileriye de gittiğini de duyabilirdiniz ... o kadar boştu ki, bir tane bile canlı bile görmedim ... kendimi yalnız hissettim ... en sonunda kendimle başbaşaydım.
[Gasparich’ten alıntı. Chris Pugsley, Gallipoli: The New Zealand Story, Aucland, 1998, sayfa.341]
20 Aralık günü saat 04.00’da Kuzey Plajı’nda sadece bir buharlı gemi bırakılmıştı. Bu buharlının yanında, Anzak Plaj Komutanı Yüzbaşı C. M. Staveley ve New South Wales Eyaleti’nin Newcastle şehrinden olan Anzak artçı birliklerinin komutanı Albay John Patton ve diğer subaylar kalmıştı. Onlar 10 dakika daha geride kalanların dönmelerini bekleyip, ayrıldılar. Patton en son ayrılan kişiydi. Anzak bölgesi terkedilmişti.
Ah! Neyse, terkettik! Tamamen çekildik! Ama savaşacak yerler burada bitmez.
Nakliye güvertesinden gözlerimizi kısıp baksak ta, Anzak görünmez.
Bean’in Anzak Resmi Tarihi için Avustralya Savaş Müzesi’ne gidin

1. Avustralya Yaralı Pansuman Merkezi’nin tıbbi personelinin son üyesine de gemiye binme emri verilmişti. Paton saat 03.30’da Kuzey Plajı’nda kalan tek telsiz istasyonuna, telsiz operatörlerine – o an Güney Plajı’nda yalnız olan – telefon edip, hazırlanan mesajın Goodley’e gönderilmesini emretti: “Tahliye tamamlandı. Kıyıda hiç yaralı bırakılmadı. Bir yaralı gemiye gönderildi.” 2. Tümen’in Telsiz Bölüğü’nden Yüzbaşı Watson telefon hattının kesik olduğunu farkedince, Arıburnu’ndan Güney Plajı’na koştu ve nefes nefese denizci telsiz operatörleri olan A.W. Herbert ve A.E. Jones’a kısa bir mesaj göndermeleri emrini verdi: “Tahliye tamamlandı.”Sonra onlarla koşarak Kuzey Plajı’na dönünce, askerlerin tamamını son geminin içinde ve Yüzbaşı Littler’ı geminin yanındaki iskelenin üzerinde olduğunu gördü. Saat 04.00’da tekne hareket etti, fakat Paton, onun kurmayı subayı Wisdom, Yüzbaşı Staveley, Littler ve bir iki diğer asker, 10 dakika daha geri kalanlar için plajda beklediler. Kimse gelmeyince saat 04.10’da, Yüzbaşı Staveley’nin buharlısına bindiler.En son ayrılan Albay Paton'dı.
[Charles Bean, The Story of Anzac, Cilt 2, Sydney, 1924, sayfa.286]

Tamam! Yenildik. Tamamen çekildik! Başka şeyler yapacağız!
Hepimiz nakliye güvertesinden uzaktaki mavi araziye bakacağız.
Kaybolur gözden vadi ve sahil; kaybolur tepelerimiz, yarlarımız.
Anzak dediğimiz arazi parçası … ve biz onu hep Anzak diye anacağız![AWM A02353]
Bunlar bizim en son gelen askerlerimiz – 17. Piyade – ve onlar Türklere ve Türkler de onlara böyle saygı gösterir. Şimdiye kadar gördüğüm en acıklı şey, çalılıklarda bulunan bir bisküvi kutusunun iki parçasının birbirine bağlanmasıyla yapılmış ve üzerinde ‘Burada bir Türk yatıyor’ yazısı olan küçük bir haçtı. Eğer onun hayaleti, o kabaca yapılmış haçın üzerinde durduğunu görseydi zavallının kemikleri sızlardı. Fakat endişelenmesine gerek yok. Haç oraya tamamen samimi bir şekilde konuldu. Bir Avustralyalı onu bulup, kendi askerlerini aynen gömeceği şekilde onu gömdü – o haçla, kendi ülkesi için savaşan askerin ebedi istirahatgahına son hürmetini gösterdi.
[Charles Bean’in, 13 Ocak 1916 tarihinde gönderdiği resmi rapor, Commonwealth of Australia Gazette, sayfa.92]
Anzak
Tamam! Yenildik. Tamamen çekildik! Başka şeyler yapacağız!
Hepimiz nakliye güvertesinden uzaktaki mavi araziye bakacağız.
Kaybolur gözden vadi ve sahil; kaybolur tepelerimiz, yarlarımız.
Anzak dediğimiz arazi parçası … ve biz onu hep Anzak diye anacağız!Geçen aylar ömrümün çoğunu alır götürürler,
Siperler, top mermileri, keskin nişancılar ve sabahları denize vuran güneşler,
Öğlenin kızgın sıcağındaki susuzluk, bağırışlar ve son ağlamalar.
Koca toplar denizden konuşur ve ... sinekler, sinekler, sineklerVe tüm çabalarımız boşa gider! Elde kalır sıfır, hepsi boşa gider!
Biz sözümüzü tutarken, hikayenin bir bölümü tarihe geçer.
Bundan elli yıl sonra bile Sydney bizim ilk büyük savaşımızdan bahseder,
Hatırlar belki küçük, yaşlı ve kör İngilizler.Fakat ilerleyemedik, gitmemiz gerekiyordu.
Keşke bu dün değil de önceki gün olsaydı.
Dün zavallı Jim gitti. Jim’i üçümüz gömdü.
Sydney’de onun herşeyi olduğunu düşünen bir kadın vardı.Onun annesiydi. Ona söyleyince keder ve gurur bitirir;
En son “Anne” diye fısıldar Jim ve ölür.
Hepimizin en akıllısı, en cesuru ve en iyisi – onu sevmeyen yoktur.
Ve şimdi … o, üzerinde tahta bir haçla, tepenin altında yatarGerisine aldırış etmem, beni kızdıran budur;
Arkada Jim’i bırakıp gitmek ne kadar doğrudur?
Jim ve yüzlerce, binlercesi daha sessizce uyur,
Quinn’den kıyıya yol mezar ve haçlarla doludurAlman’ın pis işlerinin olduğu Fransa yerine orasını yeğ tuttuk
Türkler bize, biz onlara eşit olarak saygı duyduk;Abdül iyi ve temiz savaşçı – biliyoruz, ona karşı savaştık.
Ve ona öyle düşündüğümüzü söyleyen bir mektup bıraktık.
Sadece veda değil, elveda diyeceğiz
Savaş bitmeden bir yerlerde tekrar karşılaşacağız,
Umarım haritada büyük gözüken, geniş bir yerde olacağız,
Ve savaşın yukarısındaki pilotlara daha fazla alan vereceğiz.Bu arada donanmanın sağlığına; bizi oraya götüren ve oradan getirenler!
Tanrım! Onlar her gün yeni mucizeler yaratırlar!
Aman! O kotralardaki astekler! Ne çok istekliler!
Sakın deme İngiltere’ye ve bunu gören bizlere kokuşmuşlar!Tamam! Yenildik. Tamamen çekildik! Başka şeyler yapacağız!
Hepimiz nakliye güvertesinden uzaktaki mavi araziye bakacağız.
Kaybolur gözden vadi ve sahil; kaybolur tepelerimiz, yarlarımız.Anzak dediğimiz arazi parçası … ve biz onu hep Anzak diye anacağız!
[Oliver Hogue’un, Trooper Bluegum at the Dardanelles adlı kitapdaki “Anzac” tan alıntı. Londra, 1916]
2010 Gallipoli and the Anzacs | Australians in war | World War 1