Yazdırma ve paketleme. Bilgi için tıkla
Anzak yürüyüşünün mp3’lerini indirmek için buraya tıklayıp Bilgi sayfasına gidin
Nek Mezarlığı’ndan çıkıp, patikadan sağa dönüp, Walker’s Ridge Mezarlığı’na gelene kadar yürüyün. Mezarlıktan, kuzeye doğru olan manzaraya bakın. Aşağınızda ve sağ tarafınızda Kocaçimentepe’ye ve Conkbayırı’na çıkan vadiler ve sırtlar bulunur. Tam karşınızda, Suvla Ovası ve uzakta uzun bir dağ sırtı olan Kireçtepe sırtı vardır. Eğer gözlerinizle Ocean Plajı’nın kıvrımını takip ederseniz, bunun bir buruna ulaştığını göreceksiniz – Küçük Kemikli Burnu. Bu noktayla, kuzeydeki bir nokta arasında Suvla Koyu vardır. Koydaki kumda yer alan bir hendek, Tuzla Gölü’ne uzanır. Bütün bu bölge, 1915’teki Ağustos Hücumu boyunca bir çok çarpışmaya tanık oldu. O ay boyunca, Anzak bölgesinden çıkıp Conkbayırı’nın tepelerini ele geçirip, seferi başarıyla sona erdirmek için son bir çaba gösterildi.
Ka Mate, ka mate! (Ölürüm, ölürüm!) Ka ora, ka ora! (Yaşarım, yaşarım!)

7 ile 10 Ağustos 1915 tarihleri arasında Serçe Tepe’den, önünüzdeki tepelerin ve vadilerin her tarafında acı içerisinde kıvranan, yaralı askerleri görürdünüz. Yürüyebilen veya sürünebilen askerler, vadilerin ucundaki yardım noktalarına doğru ilerlediler. Bu manzaranın daha acı bir tarafı Çavuş Harold Jackson tarafından kaydedilmiştir:
Siperle plaj arasındaki 4 mil [6,4 kilometre], plaja yardımsız inmeye çalışırken ölen askerlerin gri ve sertleşmiş cesetlerinden oluşan uzun bir hattır.
[Avustralya Piyade Kuvvetleri’nden 13. Tabur Çavuş Harold Jackson. Avustralya Savaş Müzesi 1DRL/0592]
Bu vadilerden birininde olan Yeni Zelanda Tıbbi Birlikleri’nden Er Ormond Burton, bu kitlesel acıyı dindirmeye çalıştı. Kimse bu askerlerle ilgili sorumluluk almıyordu ve askerler öğle güneşinin altında aç ve susuz bir halde yatıyorlardı. Bazı askerler yattıkları yerden açıkta duran beyaz boyalı hastahane gemilerini görebiliyorlardı. Burton matarasını bir kaç askeriyle beraber yatan bir Türk subayına verir:
O subay, bütün suyu bir damla bile içmeden askerlerine verdi. Savaş boyun o askerlerin çektikleri acıdan daha korkunç bir şey görmedim.
[Burton’dan alıntı. Christopher Pugsley, Gallipoli: The New Zealand Story, Auckland, 1998, sayfa.305]

Bu zaiyatlar, Conkbayırı tepelerini Türklerden almak için 7 ile 10 Ağustos tarihleri arasında yapılan muharebede verilmişti. Bu, karmaşık bir savaş planıydı. Anzakların, 6 Ağustos öğle saatlerinde Anzak bölgesinde, Kanlısırt’a yapacakları bir hücum (Kanlısırt Muharebesi), Türk ihtiyat birliklerini o bölgede tutacak ve düşman hatlarını geçmek için orada büyük bir hücum yapıldığını sanmalarını sağlayacaktı. Bu arada, 6 Ağustos’un karanlığında, uzun kollar halindeki Avustralya, Yeni Zelanda, Britanya ve Hint piyadeleri Kuzey Plajı’nın yukarısındaki yarıntıları terk edip, plaj boyu yürüyüp, tepelere doğru ilerlediler. Avustralyalılar bir Hint birliğiyle kuzeye doğru epeyce ilerleyip, sonra sizin Serçe Tepe’de durduğunuz yerde görüş mesafesi dışında geri dönüp, uzaktaki bir vadiye doğru ilerlediler. Onların amacı dağ sırasının en yüksek noktasına - Kocaçimentepe'ye - saldırıp, ele geçirmekti. Yeni Zelanda piyadeleri vadilere çıkmaya başlamadan, çeşitli Türk mevzilerinin ele geçirilmesi gerekiyordu. Bu görev, Yeni Zelanda Atlı Piyadesi’ne verildi ve onlarla birlikte Maori Birliği de gitti. Maoriler geleneksel şekilde saldırdılar:
Türkler hala bu siperin ilerisini ellerinde tutuyorlardı ve Maoriler onların seslerini duyabiliyorlardı. Öncüler onlara doğru ilerlediler ve Yüzbaşı Dansey ‘Haydi, saldırın!’ deyince, bu küçük grup saldırdı. Eski Maori savaş şarkısını bağırarak söyleyip, süngüleriyle hücum ettiler:
‘Ka mate, ka mate! (Ölürüm, ölürüm!)
Ka ora, ka ora! (Yaşarım, yaşarım) ...
Oradaki Türklere saldırdılar. Şarkılarını bitirecek nefesleri kalmamıştı, sadece süngüleri saplamaları gerekiyordu. Askerler, bir grup ölüm meleği gibi kendilerini düşmanın üzerine attılar. Süngü ve tüfek dipçikleriyle siperi temizlediler; sadece ölüler ve ölmek üzere olanlar kaldı. Bir kaç Maori öldü, fakat zafer onlarındı.
Ka mate, ka mate!
[James Cowen, The Maoris ın the Great War, Auckland, 1926, sayfa.40-41]

Biz Maoriler, şimdi hücuma gidiyoruz – buraya yapmaya geldiğimiz işi bitirmek için. Bizim birliğin komutanları buradalar ve bizi selamladıktan sonra, bize savaş metotları hakkında bilgi veriyorlar. Sevgi dolu mektubunuz bana ulaştı. Ben iyiyim; tek derdim İngilizce’den başka bir lisan duymamam. Hepsi bu; o yüzden dertlenmemeliyim. Şimdi, canımın, ruhumun, tüm vücudumun bana ait olmadığını hissediyorum. Aldırma.
[James Cowen, The Maoris ın the Great War: A History of The New Zealand Native Contingent and Pioneer Battalion, Auckland, 1926, sayfa.25] [AWM G01268]
Yeni Zelanda piyadeleri 7 Ağustos sabahı Şahin Sırtı’na ve Conkbayırı’nın 500 metre aşağısındaki Apex denilen yere ulaştılar. Wellington Taburu buradan 8 Ağustos sabahı Gelibolu seferinin ne anlama geldiğini – Çanakkale Boğazı – anlamalarını sağlayan, doruğun hemen aşağısındaki mevziye kadar ilerlediler. Wellington Taburu gün boyu korkunç Türk karşı hücumlarına karşı koydu ve yerlerini başka birliklere bıraktıkları zamanki durumlarını Bean şöyle anlatır:
O sabah tepeyi ele geçiren Wellington Taburu’nun 760 askerinden sadece 70’i yaralanmamış olarak geri döndü … Gün boyu, hiç kimse mevzileri terketmeyi akıllarından bile geçirmedi. Üniformaları yırtılmış, dizleri tutmuyordu … Onlar sadece fısıltı halinde konuşabiliyorlardı. Gözleri çökmüş, dizleri titriyordu ve bazıları dayanamayıp ağladılar.
[Charles Bean, The Story of Anzac, Cilt.2, sayfa.279]
Conkbayırı’nda Türklere Albay Mustafa Kemal komuta ediyordu. O, 10 Ağustos günü, gün doğmadan biraz önce askerlerini, a anda Wellington Tugayı’nın eski mevzilerini ellerinde tutan Britanya birliklerini tepelerden atmak için toplu bir süngü hücumuna hazırlıyordu. Kemal sonra şunları yazdı:
Gecenin örtüsü tamamen kalkmıştı. Artık hücum anı idi. Saatime baktım. Dört buçuğa geliyordu … Askerlere selam verdim ve onlara seslendim: ‘Askerler! Karşımızdaki düşmanı mağlup edeceğimize hiç şüphe yoktur. Fakat siz acele etmeyin. Evvela ben gideyim. Siz, ben kırbacımla işaret verdiğim zaman hep birden atlarsınız.’
Şiddetli bir Türk hücumu Britanya birliklerini Conkbayırı’ndan çıkardı. Fakat yüzlerce Türk diğer taraftaki bayırdan aşağıya denize doğru koşarlarken, Yeni Zelanda makinalı tüfekleri ve Britanya savaş gemilerinin top mermileriyle öldürülüp, durduruldular.
Ağustos Hücumu başarısızlıkla sonuçlandı. 6 Ağustos’u 7 Ağustos’a bağlayan gece Suvla Koyu’na çıkan Britanya birlikleri iç kısımlara doğru çok az ilerleyebildi. Conkbayırı’nın arkasındaki tepeye çıkıp, tepenin diğer tarafından aşağıya inen bir Gurkha birliği, topçu ateşiyle tepeden indirildi. Daha kuzeydeki Avustralya hücumu da boşa çıktı. Britanya İmparatorluğu birlikleri yarımadanın tahliyesine kadar orada 3,5 ay daha tutunmalarına rağmen, bu bir bakıma Gelibolu seferinin sonuydu.

... bize ateş ediliyordu ... fakat kalçamdaki bir sıyrık dışında yarasız olarak kurtuldum. Ancak, o kadar şanslı olmayan iki sedyecinin ve taşıdıkları yaralının 20 saniye içerisinde keskin nişancılar tarafından vurulduğunu gördüm.
[Onbaşı William Rusden’ın mektubu, AWM 3DRL/2287] [AWM C02422]
Anzak Yürüyüşü’nüzü bitirdikten sonra, eğer vaktiniz kalırsa ana yoldan Conkbayırı’na çıkmayı düşünün. Orada, Yeni Zelanda Anıtı’nı ve bunun karşısında 1923 yılında Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk Cumhurbaşkanı olan Mustafa Kemal Atatürk’ün büyük bir heykelini bulacaksınız. Gelibolu, Atatürk’ün ve Yeni Zelanda’nın Anzak efsanesinin yaratılmasına yardımcı oldu. Yeni Zelanda Anıtı’nın üzerinde şu sözler yer alır:
Yeni Zelanda Seferi Kuvvetleri askerlerinin anısına, 8 Ağustos 1915. Dünyanın öbür ucundan.

Batıya doğru, karşıdaki denizde İmroz ve Semadirek adaları bulunur. Güneş, Ege Denizi’nin meşhur gün batımlarının görkemiyle Semadirek’in arkasında batardı. Bulutsuz bir gün batımı vakti, Serçetepe’den görülen manzaradan daha güzelini bulmak çok zordur; bu barış dolu güzellik savaşın gürültüsüyle asla rahatsız edilmemeliydi. Anzak bölgesi daha mutlu anlarında yaz aylarının başlangıcındaki harika iklimiyle mükemmel bir tatil merkezi olabilirdi: plaj boyunca, ilk Anzak bölgesiyle Suvla Koyu arasına güzel bir golf sahası kurulabilirdi. Orada deniz balıkçılığa çok elverişli ve kayalıklı tepelerde mutlaka av hayvanları olmalı.– deniz temiz ve ılık ve kıyıdan bir kaç metre açıkta derinleşmeye başlıyor.
[H M Alexander, On Two Fronts, Londra, 1917, sayfa. 166]
2010 Gallipoli and the Anzacs | Australians in war | World War 1