Alt alt gezinti

Anzak Yürüyüşü

10.Sırt – Quinn’s Post (Bomba Sırtı)

Yön tarifi:

Johnston Jolly Mezarlığı’ndan çıkıp, sağa dönün. Yoldan yukarıya Courtney’s Post ve Steele’s Post Mezarlıklarını geçip, solunuzda bulacağınız Quinn’s Post Mezarlığı’na gelinceye kadar yürüyün. Quinn’s Post (Bomba Sırtı) adını Queensland Eyaleti’nin Charters Towers kasabasından olan, 15. Tabur’dan Binbaşı Hugh Quinn’den alır. Mezarlığa girip, aşağıdaki Monash ve Shrapnel vadileri üzerinden denize bakabileceğiniz bir yer bulun.

Yanık toprağın çıplak olarak yattığı yerde

Temmuz 1915’te Bombasırtı’ndaki siperin bir bölümü
Büyüt (yeni pencere) photo: see caption below
Temmuz 1915’te Bombasırtı’ndaki siperin bir bölümü. Siper, kum torbalarının bir kaç metre ilerisinde Türk hattına giriyordu. Kum torbalarının üzerinde, Wellington Taburu’nun komutanı Yarbay William Malone tarafından gerilen telden ağın üzerine monte edildiği sanılan tahtalar bulunuyor. Yeni Zelandalılar işte bu dönemde bomba atma konusunda düşmanlarına giderek üstünlük sağladılar. Charles Bean şunları yazdı:
 Siperdeki Wellington Taburu’nun iki bölüğü 13 Temmuz günü 170 bomba attı. Ertesi gün, bir bölük 212 bomba attı ve daha sonraki dönemlerde bazen 300’den fazla bomba atıldı.
[Charles Bean, Story of Anzac, Cilt.1, Sydney, 1924, sayfa.252] [G01027]

Monash Vadisi’nin sonunda çıkıntı yapan sırtlar ‘Anzak bölgesinin anahtarı’ olarak kabul ediliyordu. Türkler, neredeyse Gelibolu seferinin tamamı boyunca Bomba Sırtı’nın kuzeyindeki sırtı, yani şu anda bulunduğunuz yeri – Deadman’s Ridge (Ölü Adam Sırtı) – ellerinde tuttular. Bu mevzilerden ve daha yukarıdaki tepelerdeki mevzilerden aşağıdaki vadiye ateş eden, kamufle olmuş keskin nişancılar, gündüzleri yukarıya Bomba Sırtı’na ve diğer mevzilere geliş gidişleri ölümcül hareketler haline getirdiler. Bomba Sırtı, Brighton Plajı’ndan yükselip, Kel Tepe boyunca uzanan, oradan Kanlısırt ve Kırmızısırt’ta karşıya Kanlısırt Platosu’na geçen, İkinci Sırt üzerindeki Anzak hattının en ilerisindeki siperdi.

Bombasırtı’nın arkasındaki, askerlerin konakladığı barakalar
Büyüt (yeni pencere) photo: see caption below
Bombasırtı’nın arkasındaki, askerlerin konakladığı barakalar. Bombasırtı’ndaki askerler, orada bulundukları ilk iki ayda Steele’s Post’un [G00942] fotoğrafında gösterildiği gibi yokuşlara tutunmuşlardı. Yeni Zelandalı Yarbay William Malone, Wellington Taburu’yla bu mevzinin komutasını devraldığında, mevzinin güvenliğini artırmak ve askerleri için daha rahat bir hale getirmek amacıyla büyük değişiklikler yapmaya başladı. Charles Bean 18 Temmuz günü Bombasırtı’nı ziyaret etti:
[Bombasırtı] son ziyaretimden bu yana çok gelişmiş. Burası teraslandırılmış ve altlarında takviyelerin [cephe görevinden gelip dinlenenler] uyuduğu her terasın üzerinde saçtan çatısı olan ve kum torbalarıyla iyice desteklenen birer baraka bulunuyor. Sığınağının önündeki terasta Yarbay Malone’la çay içtim .... O: ‘Savaş sanatı, ev hayatına ait değerlere dayanır’ dedi.
[Charles Bean’den alıntı. Chris Pugsley, Gallipoli: The New Zealand Story, Auckland, 1998, sayfa.251] [G01024]

Bomba Sırtı’nın hemen karşısında, Deadman Sırtı’nın solunda, Pope Tepesi adı verilen bir tepe daha vardı. Anzaklar bu tepe üzerinde bir siper hattını ellerinde tuttular. Bunun arkasında, Russell’s Top (Yüksek Sırt) ve Boyun ve onların arkasında Sarı Bayır’ın aşağıya Kuzey Plajı’nda denize ulaşan sarı yükseltileri vardır. Türk cephesi yolun diğer tarafındaydı ve belli noktalarda Bomba Sırtı’ndaki siperlere yaklaşırdı. Burada, Türkler sadece bir kaç metre ilerleyip, Anzak hattını aşsalardı bütün Anzak bölgesi kaybedilebilirdi.

Bomba Sırtı’nda Haziran ayının ortalarına kadar süren  çarpışmalar hattın diğer bölümlerinde eşi görülmeyen vahşet ve şiddetteydi. Hattı vadinin doruğundan uzaklaştırmak için yapılan Anzak hücumları, bombalarla yapılan düellolar ve iki tarafın durmadan yeraltında kazdıkları tüneller bu mevziye korkunç bir nam verdi:

Monash Vadisi’ndeki çatalı geçen askerler Bomba Sırtı’nda patlayan bombaları görüp, duyunca, oraya (onlardan birinin dediği gibi) ‘hayaletli eve bakan bir adam gibi’ bakıyorlardı.

[Charles Bean, Story of Anzac, Cilt.2, sayfa.91]

Queensland Eyaleti’nden gelen 15. Tabur’dan Binbaşı Hugh Quinn
Büyüt (yeni pencere) photo: see caption below
Quinn Mevzisi’nin (Bombasırtı'nın) ismini aldığı, Queensland Eyaleti’nin Charters Towers kasabasından ve Queensland Eyaleti’nden gelen 15. Tabur’dan Binbaşı Hugh Quinn. Charles Bean’e göre Quinn ve 15. Tabur’un 226 askeri bu mevzinin komutasını 29 Nisan 1915’te 14. Tabur’un askerlerinden devraldı. Quinn ve askerleri yoğun Türk hücumları için çok önemli ve hassas olan bu mevziyi yaklaşık bir hafta savundular. 29 Mayıs günü, Avustralya cephesine giren Türk kuvvetlerine üzerine bir karşı hücum için keşif yaparken öldürüldü. O, Shrapnel Vadisi’nde gömüldü. [AWM H17420]

Anzak hattının bu bölümünün önemi çabucak anlaşıldı ve burada çeşitli küçük birlikler çıkarmadan sonraki günlerdeki Türk hücumlarına karşı koydular. Yüzbaşı Hugh Quinn, 29 Nisan günü Queensland Eyaleti’nden gelen 15. Tabur’un bir bölümüyle buraya geldiğinde Türkler Monash Vadisi’nin başının etrafında ve Bomba Sırtı’nın karşısında siper kazıyorlardı. O zaman, orada 8 ay boyunca günde 24 saat sürecek bir boğuşma başlamıştı. Bomba Sırtı’ndaki sürekli tehlikenin bir nedeni, düşman mevzilerinin üç taraftan burayı görüyor olmalarından kaynaklanıyordu ve birisinin parapetin üzerinden kafasını kaldırması, her an tetikte olan Türk nişancılarını, kendilerini öldürmeye davet etmesi demekti. Periskoplar kısa süreyle Türk hattını izlemeye yarıyordu, ancak zamanında içeri çekilmezlerse hemen vuruluyorlardı. Meşhur aynalı tüfeğin icat edilmesi Türk mevzilerine karşı daha güvenli ve isabetli ateş edilmesini sağladı. Ayrıca siperlerin üzerine gerilen telden ağlar bir çok düşman el bombasını durdurdu.

Mayıs 1915’te cephedeki Anzak siperlerinden bir manzara
Büyüt (yeni pencere) photo: see caption below
Bir askerin periskop tüfeği kullandığını gösteren, Mayıs 1915’te cephedeki Anzak siperlerinden bir manzara. Buna benzer bir tüfek ilk defa Bombasırtı’na 22 Mayıs’ta getirilmişti. Daha uzakta sağda olan asker, bir kaç metre ilerideki Türk hattını gözetlemek için bir periskop kullanıyor. İki tarafın askerleri de periskopları vurmak için her an tetikdeydiler. Haziran başlarında bir grup Yeni Zelandalı keskin nişancı Türk keskin nişancılarıyla aşık atmaya başladı. Anzak hattını açıktan veya gözetleme deliklerinden izleyebilen Türkler, şimdi periskop kullanmaya başlamak zorundaydılar, fakat Charles Bean’in yazdığı gibi: “Türk periskopları görünür görünmez vuruluyordu.” [AWM H10324]

Bomba Sırtı’ndaki çarpışmanın bir özelliği de atılan bombalardı. İlk günlerde burada avantaj Türkler’deydi. Anzaklar’ın hiç el bombası yokken, Türkler’in görünürde bitmek tükenmek bilmeyen, kriket topu biçiminde olan bomba stoğu vardı. Plajda, konserve sığır eti ve reçel kutularına patlayıcı dolduran bir bomba fabrikası kuruldu ve yapılan bu basit bombalardan yeterli miktarda olmamasına rağmen, en azından Bomba Sırtı’nı savunanlar karşılık verebiliyorlardı. Eğer askerler çabuk davranabilirlerse, Türk bombalarını yakalayıp geri atabiliyorlardı. Ancak, Türkler fitilleri kısaltmaya başlayınca, bunu bilmeyen bir Avustralyalı asker ne olduğunu anlamadan elini kaybetti. Bombaları etkisiz hale getirmenin diğer yolları, üzerlerine bir parka atıp patlamanın etkisini azaltmak veya gerçekten cesursanız, yarı dolu bir kum torbasıyla üzerlerine atlamaktı.

Monash Vadisi’nin içinden 2. Sırt’ta bulunan Steele Mevzisi’ne çıkan yol
Büyüt (yeni pencere) photo: see caption below
Monash Vadisi’nin içinden 2. Sırt’ta bulunan Steele’s Mevzisi’ne çıkan yol. Bu fotoğraf, cephedeki mevziye çıkan vadinin dikliğini tüm gerçekliğiyle sergiler. Fotoğrafın sol üst köşesinde, garnizonun sığınak ve korunakları görülüyor. Bir Yeni Zelanda askerinin, Steele’s Mevzisi’ne ve Bombasırtı’na da uyan Courtney Mevzisi’ni tarifi: “Biz burada çok sıkışığız ve duvara yapışan sinekler gibiyiz.” [AWM A00745]

13 Mart’ı 14 Mart 1915’e bağlayan gece, Bomba Sırtı’nda bir bomba düellosu gerçekleşti. Mevzinin komutası, Bean’in ‘yaşları erkek çocuklarından biraz daha büyük olan’ Queensland Eyaleti’nden gelen 2. Hafif Süvari Alayı tarafından devralınmıştı. Bu mevzilerde durumunun nasıl olduğu sorusuna 15. Tabur’un yorgun askerlerinden biri ‘siperlere belki bir kaç bomba düşmüştür’ gibi alaycı bir cevap verdi. Gece vakti bombalar yoğun ve seri bir şekilde şaşkın Hafif Süvari askerlerinin üzerlerine yağıp, onları siper boyunca bir ileri bir geri gönderiyordu. Problemin bir kısmını daha önceki bir Anzak hücumunda kullanılan tarafsız bölgeye kadar uzanan haberleşme siperi oluşturuyordu. Bu siper kum torbalarından yapılmış bir duvarla kapatılmıştı, fakat Türk bombacıları bu kum torbalarının diğer tarafından Avustralya hattına yaklaşıp, yüksek isabet oranıyla bombalarını fırlatıabiliyorlardı. En sonunda ‘Queensland Eyaleti’nden iri bir asker’ olan David Browning’in canına tak etti. Yüzünün iki tarafına aldığı içi demir parçalarıyla dolu yaralara sinirlenip, ‘kucak dolusu’ reçel kutusu bombası alıp, kum torbasından duvarın Avustralya tarafına gitti. O, arkadaşları gibi bombalar konusunda çok az şey bilmesine rağmen fitilleri yakıp, kum torbalarının üzerinden fırlatmaya başladı. Türk bombacıları geri püskürtülmüştü ve Hafif Süvari böylece daha huzurlu bir gece geçirdi.

Aşağıdaki sözler, Bomba Sırtı’nda görev yapmanın nasıl bir şey olduğunu kifayetsiz bir şekilde anlatır. İngiliz tarihçi John North’un yazdığı gibi:

New South Wales gelen 2. Tabur’dan Çavuş William Beech kendi icadı olan periskop tüfeğiyle
Büyüt (yeni pencere) painting: see caption below
İngiltere’nin Shropshire bölgesinin Wellington şehrinden olan ve New South Wales gelen 2. Tabur’dan Çavuş William Beech kendi icadı olan periskop tüfeğiyle. İlk defa Bombasırtı’nda 1915 yılının Mayıs ayı sonunda kullanılan bu tüfek, askerlerin siperin dışına çıkmadan aynalar kullanarak nişan almasını sağlıyordu. Üstteki ayna etrafı gösterirken, alttaki ayna bu görüntüyü yansıtıyordu. Periskop kullanılmaya başlanmadan önce, Türk siperlerinin ve yokuşun yukarısındaki keskin nişancıların yakınlığı yüzünden Bombasırtı’nda siperden kafayı kaldırıp düşmana ateş etmek neredeyse imkansızdı. Bu icat sayesinde Bombasırt’ındaki garnizon en azından etkili bir şekilde karşılık verebiliyordu. [AWM P00600.001]

Bomba Sırtı’nın savunmasının hikayesi başlı başına bir destandır ... orayı elde tutmaya çalışmak için yapılan boğuşma, hiç durmadan gece gündüz sekiz ay boyunca devam edecekti.

[John North, Gallipoli: The Fading Vision, Faber & Faber, Londra, 1936, sayfa.211]

Bomba Sırtı’ndaki savaşın özünü anlamanın en iyi yolu, Bean’in Haziran 1915 başlarında bu araziyi tarif eden sözlerinden alıntı yapmaktır:

Yanık toprağın çıplak bir şekilde yattığı ve mayın kraterlerinin ve siperlerin yarattığı pembe ve kahverengi yığınların her bir tarafa saçıldığı doruktaki bitki örtüsü son yaprağına kadar çok zaman önce yok olmuştu.

[Charles Bean, Story of Anzac, Cilt.2, sayfa.237-238]


Aşağı yukarı hattımızın ortası
Victoria Eyaletin’den gelen 14. Tabur’dan Victoria Cross, Military Cross ve Bar madalyası sahibi Yüzbaşı Albert Jacka’nın bir stüdyoda çekilen fotoğrafı
Büyüt (yeni pencere) painting: see caption below
Victoria Eyaleti’nin Wedderburn kasabasından ve Victoria Eyaletin’den gelen 14. Tabur’dan Victoria Cross, Military Cross ve Bar madalyası sahibi Yüzbaşı Albert Jacka’nın bir stüdyoda çekilen fotoğrafı. Melbourne’lü iş adamı John Wren 1914 yılında ilk Victoria Cross madalyası kazanacak Avustralyalı askere bir altın madalya ve 500 sterlin vermeyi vaat etti. Madalya, para ve Victoria Cross madalyası, 19 Mayıs 1915 gecesinde Anzak bölgesindeki Courtney Mevzisi’nde gösterdiği cesaret yüzünden Jacka’ya verildi. O, tek başına bir siperden hücum eden bir grup Türk’ü tek başına geri püskürtüp, hepsini öldürdü. Tan vakti onun komutanı sipere geldi. Elinde sigara olan Jacka onu şöyle karşıladı: “Köftehorları öldürmeyi başardım komutanım!” [AWM P02939.001]

Burası Browne Çukuru'dur ve burası aşağı yukarı hattımızın ortasındadır. Buradan her yönden ateş hattına ulaşan muhabere siperleri var. Buraya yaklaşırken gün batıyordu ve muhabere siperlerinde, gece boyu ateş hattında bulunan askerlerlere takviye olan askerler vardı. Siperler beklediğimden tamamen farklı. İnsan boyundan derin, içerisine yalnızca üç askerin yan yana sığabileceği, gözetleme delikleri kapalı olduğundan gözetlemenin periskoplarla yapıldığı bir yer. Aşağıda bunların ve siperlerin çizimlerini yaptım. Siperler çizdiğim gibi bir kaç metrede bir kıvrılır. Bu, düşman ateşine maruz kalmamak için yapılmıştır. Bu siperlerde görev yapan askerler, burada kaldıkları süre boyunca – sırayla nöbet tutarlar – genelde bir saat nöbet tutup, iki saat dinlenirler ve tamamen bu siperlerin içinde yer, uyur ve yaşarlar. Onlar siper içindeki ateş etme basamağının üzerinde uyurlar. İşin gerçeği, gece vakti battaniyelerine sarınıp uyuyan askerler yüzünden siper içinde yürümek neredeyse imkansız. Gün batımı zamanı gözetleme deliklerini kapatan kum torbaları kaldırılır ve askerler buralardan etrafı gözetler, ancak bu delikler iki inçe, dört inç (5 santimetreye 10 santimetre) büyüklüğünde olduğundan pek fazla bir şey göremezsiniz. Gün doğarken bu delikler tekrar kapatılır ve önceden bahsettiğim gibi gözetleme sadece periskoplarla yapılır. Siper içerisinden, içinde olduğunuz küçük siperin dışında ne ileriyi ne de geriyi görebiliyorsunuz ve siperden kafanızı dışarı çıkarıp etrafa bakmak kesin ölüm anlamına geliyor. En büyüğü üç inç kare (7,5 santimetre kare) olan periskop aynaları bile siperin üzerine çıkınca birer birer vuruluyor.

[Çavuş Lawrence’ın Gelibolu Günlüğü. Sir Ronald East (editör), Melbourne, 1983, sayfa.21-22]