Alt alt gezinti

Anzak Yürüyüşü

9.Sırt – Johnston’s Jolly (Kırmızı Sırt)

Yön tarifi:

Lone Pine Mezarlığı’ndan çıkıp, yukarıya sırta doğru çıkan ana yola doğru yürüyün. Sola dönün ve bir kaç yüz metre ileride sağda olan Johnston’s Jolly Mezarlığı’na yürüyün. 19 Mayıs 1915 günü sabahı burada ayakta duruyor olsaydınız, etrafınız ölümle çevrilmiş olurdu. Burası Kırmızısırt’tır.

Sanki Tanrı onların yüzlerine felaket üfledi

Kırmızısırt’ta ve İkinci Sırt’ın boyunca yer alan Avustralya hatlarının önündeki manzaranın çekilen üç fotoğrafından biri
Büyüt (yeni pencere) photo: see caption below
Yukarıdaki başlığa bakın. [Sydney Mail, 6 Ekim 1915]

Bu sırt boyunca yer alan Anzak hattı 1915 Mayıs’ının ilk haftasında yerine oturmuştu. Çıkarma Muharebesi her iki tarafı da kısa bir süre bitkin düşürmüştü. Bununla beraber Çıkarma Muharebesi başarısızlıkla sonuçlanmış, ne Anzak birlikleri ne de Seddülbahir’deki Britanya birlikleri Gelibolu Yarımadası’nın güney kısmını ele geçirebilmişlerdi. Bu, işgalin esas amacıydı – Çanakkale Boğazı’ndan içeriye girip, burayı savunan tabyaları susturmak. Sonra, teoride Kraliyet Donanması İstanbul’a ulaşınca Türkiye’yi dehşete düşürüp savaş dışı bırakacaktı.

Anzaklar mevzilerini sağlamlaştırmaya çalışırlarken, Türk komutanları onları sırttan atıp denize dökmeyi planlıyorlardı. Anzaklar, düşmanları Kırmızısırt’ın karşısında bulunan Monash Vadisi’nin dik bayırlarının yanındaki mevzilere zar zor tutunduklarından, İkinci Sırt boyunca bulunan mevzilerinin bir hücum karşısında en zayıf yer olduğunu düşünüyorlardı. Güçlü bir piyade hücumu onları vadinin dibine gerisingeri gönderebilirdi ve Türkler sırtın tamamını ele geçirdiğinde yarımadanın tahliyesi kaçınılmaz olacaktı. Bu yüzden 18 Mayıs günü yaklaşık 42.000 Türk askeri doğudaki vadilere doluştu. Fakat, İmroz Adası’ndan gelip, Kraliyet Donanması savaş gemileri için keşif görevi yapan Kraliyet Donanması Hava Kuvvetleri uçakları onları gördüler. 19 Mayıs günü saat 03.00’da, yani tan vaktinden epeyce önce Anzak siperleri tamamen askerle dolu bir halde tüm hat boyunca hazır olarak Türk hücumunu bekliyordu.

Saat 03.00’dan kısa bir süre sonra, Türk askerlerinin süngülerinin parıltıları şu anda Kırmızısırt’ta ayakta durduğunuz yer ile, kuzeydeki bir sonraki sırt olan Merkez Tepe arasında, bulutsuz gecede ilerlerken görülmüştü. Avustralyalılar ateş etmeye başladılar ve sabahın ilerleyen saatlerinde Anzak hattı boyunca özellikle burada, yani Kanlısırt Platosu’ndaki Merkez Tepe’ye ve Bombasırtı’na çıkan sırttan hücum eden Türk dalgalarına 948.000 tüfek ve makinalı tüfek mermisi yağdırdılar. Bir Avustralyalı bu olayı, düşmanı sürüler halinde vurdukları ‘kanguru avına’ benzetirken, bir diğeri ise nasıl siperlerin neredeyse üzerinde ayakta durup, tüfek namluları elle tutulamayacak kadar ısınana kadar ‘olabildiğince çabuk ateş ettiklerini’ anlatır. Bean’in sözleri, 19 Mayıs 1915 sabahının ilerleyen vakitlerinde bu bölgedeki manzarayı çok iyi bir şekilde anlatır:

Kırmızısırt’ta ve İkinci Sırt’ın boyunca yer alan Avustralya hatlarının önündeki manzaranın çekilen üç fotoğrafından biri
Büyüt (yeni pencere) photo: see caption below
Yukarıdaki başlığa bakın. [AWM P01815.010]

... her tarafta yüzlerce ölü ve yaralı yatıyor. Anzak hattına en yakın mesafede olanlar, kısa mesafeden sıkılan modern mermilerin açtığı korkunç yaralarla paramparça olmuşlar. O korkunç yerden hiç bir ses gelmiyordu; fakat orada burada yatan bazı yaralılar ve ölmek üzere olanlar, hiç bir yardım gelmeden veya yardım gelmesinden umutsuz bir şekilde bulutsuz gökyüzünde parlayan güneşin altında yatıp, bir yandan diğerine dönüyorlar veya yavaşça ellerini göğe doğru kaldırıyorlardı.

[Charles Bean, The Story of Anzac, Cilt.2, sayfa.161]

Türk tarafından yaklaşık 3.000 asker öldü ve 7.000 asker yaralandı. Buna karşılık Anzaklar 160 ölü ve 468 yaralı verdi. Anzaklar Türklere karşı ilerleme kaydedemezken, bu hücumun başarısız olması ayrıca Anzak hattının tüfek ve makinalı tüfeklerle yapılacak bir piyade hücumuyla da alınamayacağını gösterdi. Anzak askerleri, 19 Mayıs’tan sonra Türklerin kendileri gibi cefa çeken kişiler olarak görmeye başladılar ve onların cesaretlerine ve başarılarına karşı saygıları arttı.

Hücumdan bir iki gün sonra hava, çürüyen cesetlerin ağır kokusuyla doluydu. İki tarafın da ölülerini gömmeleri için 24 Mayıs günü saat 07.00 ile 16.30 arasında ateşkes yapıldı. Ateşkesin gerçekleşmesine ön ayak olan Britanyalı Yüzbaşı Aubrey Herbert, Avustralya ve Yeni Zelanda Tümeni kadrosundaydı. 24 Mayıs sabahı, Herbert Türk subaylarıyla buluşup, onlara sahilden Kanlısırt Platosu’na çıkan sırta kadar eşlik etti. O, siperlerle yarıntılar arasındaki manzarayı ‘tarif edilemez’ bir halde buldu. Koku o kadar dayanılmazdı ki, bir Türk Kızılay’ı görevlisi ona, burnuna tutması için kokulu antiseptik bir pamuk verdi. Bu koku ‘sık sık tazelendi’. Bir Türk subayı Herbert’e şunları söyledi:

Bu manzara karşısında en nazik kişi kendini vahşi hissetmeli ve en vahşi kişi de ağlamalı.

Sırta çıkmaya devam eden Herbert, Anzak mermilerinin etkisini gözleriyle gördü:

Onlar [Türk ölüleri] mersin büyüyen çukurları dolduruyorlar. İnsan makinalı tüfek ateşinin sonucunu açıkça görüyor; bölüklerin tamamı mahvolmuş - yaralı değil, ölüler; ileri fırlamalarının şiddetiyle başları altlarında kalmış ve iki elleriyle süngülerini tutuyorlar. Sanki Tanrı yüzlerine felaket üflemiş gibi ...

[Aubrey Herbert, Mons, Anzac and Kut, Hutchinson & Co. 1930]

Kansas Üniversitesi Elektronik Kütüphanesi’nde bulunan internet versiyonuna ulaşmak için buraya tıklayın

(Bu bağlantı bu web sayfalarından ayrılır)

Mide bulandırıcı iş
Keskin nişancı Harry Frame ateş etme deliğinden dışarıya bakarken
Büyüt (yeni pencere) painting: see caption below
New South Wales Eyaleti’nden gelen 1. Tabur’dan ve New South Wales Eyaleti’nin Kentucky kasabasından keskin nişancı Harry Frame 8 Haziran 1915 günü ateş etme deliğinden dışarıya bakarken. Bu fotoğrafı çeken Charles Bean şunları yazdı: “Kırmızısırt’ın kuzeyindeki vadinin içine bakan keskin nişancı ateş etme delikleri vardı. Deliklerden dışarıya olan manzaranın bir veya iki ve Frame’in oturup bu deliklerden bakan iki fotoğrafını çektim. 8 Haziran’da, bir siper ağının içinden, Kırmızısırt’tan İkinci Sırt boyunca hattın ucundaki Bombasırtı’na kadar yürümek mümkündü. Başarılı bir öncü olan Harry Frame, ‘yılan gibi yere yakın’ bir şekilde içinde asker bulunmayan bölgenin içine sürünerek girebiliyordu.” [AWM G01029A]

Ateşkesi hiç unutmayacağım – gün boyu süren, zor, kokuşmuş ve mide bulandırıcı bir işti. Cesetleri taşımak için seçilenler ikişerli gruplar halinde cesetleri sedyelerle mezarların kazıldığı yere götüreceklerdi. İlk önce künyelerinin zincirlerini kesip, üzerindekileri bilgileri bize verilen bir kağıda kaydedecektik. Bazı cesetler o kadar çürümüştü ki, onlardan geriye sadece kemikler ve üniforma parçaları kalmıştı. 19’unda (o günden bu yana 5 gün geçti) ölen askerlerin cesetleri korkuç bir durumdaydı. Çoğumuzun midesi bulandığı için kısa süre çalışıp ara vermek zorundaydık. Çıkarmanın ilk günlerinde ölen bazı askerlerimizin cesetlerini bile bulduk.

Bu faaliyetin tamamı garip bir deneyimdi – bir gün önce birbirimizi paramparça ederken, şimdi düşmanlarımızla yakınlaşıp, birbirlerimize gülümsüyor ve sigara veriyorduk. Mezar kazıcıları ve dua okuyan pederlerin sesleri dışında pek ses çıkmıyordu. Top ve tüfek ateşi yoktu. Herşey sessiz ve garip gözüküyordu. Sol tarafımızda düz doruklu yüksek tepelerin üzerlerinde sayılarının binlere ulaştığını tahmin ettiğimiz insanlar vardı. Sivil Türk halkı ateşkesten yararlanıp, cesetlerin gömülmesini izlemeye gelmişlerdi. Bizlerden bir kaç mil (kilometre) uzakta olmalarına rağmen açıkça seçilebiliyorlardı.

Cesetlerin gömülmesi için öğlenin ilerleyen vaktinde bitirilmiş ve biz de siperlerimize çekilmiştik. Saat 16.00 ile 17.00 arasında tüfek ateşi tekrar başladı ve bunu top ateşi izledi. Tekrar iş başındaydık.

[Albert Facey, A Fortunate Life, Ringwood, 1984, sayfa.268]

Sanki Tanrı yüzlerine felaket üflemişti
 Kırmızısırt’ta ve İkinci Sırt’ın boyunca yer alan Avustralya hatlarının önündeki manzaranın çekilen üç fotoğrafından biri
Büyüt (yeni pencere) photo: see caption below
19 Mayıs’taki başarısız Türk hücumundan sonra ölüleri gömmek için 24 Mayıs 1915’te yapılan ateşkes sırasında,  Kırmızısırt’ta ve İkinci Sırt boyunca yer alan Anzak hatlarının önündeki manzaranın çekilen üç fotoğraftan biri. Bu fotoğraf, Sydney Mail gazetesinin 6 Ocak 1915 günü baskısında, yani olaydan epeyce bir süre sonra yayımlanmıştır ve gazeteye göre Er Meek tarafından ... küçük bir fotoğraf makinasıyla çekilmiştir. O, bu olayı kaydeden tek kişi değildi. Aynı görüntünün daha geniş bir fotoğrafı, New South Wales Eyaleti’nden gelen 2. Tabur’dan Ernest Ross tarafından çekilmiştir ve bu fotoğrafın telif hakları kendisine aittir. 19 Mayıs hücumunun ve 24 Mayıs ateşkesinin önemli sonuçlarından biri, Avustralyalı askerlerin kendi mermilerinin Türk mermileriyle aynı etkiyi yarattığını ve Türklerin de kendileri gibi insan olduklarını görmeleriydi. New South Wales Eyaleti’nden gelen 4. Tabur’dan ve New South Wales Eyaleti’nin Sydney şehrinin Maroubra semtinden olan Çavuş Apear de Vine şunları yazdı:
Zaman hiç de kötü birileri gibi gözükmeyen Türklerle arkadaşlık yaparak geçti. Bu günden sonra Türkler hakkındaki fikirlerimiz değişti ...
[AWM H163977, P01815.010, Sydney Mail, 6 Ekim 1915]

Saat 06.30’da plajdaki randevu yerindeydik. Sağanak yağmur iliğimize işlemişti. Saat 07.30’da Türklerle buluştuk; canayakın ve akıllıca ufak tefek bir adam olan Albay İzzettin ve bana üzerinde ‘Heykeltraş, ressam ve şairlik öğrencisi’ yazan kartını veren Ahmet Paşa’nın oğlu Arif. Sahib’i gördüm ve onunla bir kaç laf ettim, ancak o bizimle gelmedi. Fahrettin Bey sonradan geldi. Deniz kenarından yürüyüp, gelinciklerle dolu uzun bir mısır tarlasından geçip, diğer bir mısır tarlasını daha geçip, tepeye çıkıp etrafa saçılmış cesetlere yaklaştığımızda, ölümün korkunç kokusu ortaya çıktı. Bir platoya tırmanıp, içinde 4.000’e yakın Türk cesedi yatan kekik dolu yarıntıların içine girdik. Bu tarif edilemez bir şeydi. Yağmura ve gri gökyüzüne minnettardık. Bir Türk Kızılayı görevlisi gelip bana kokulu bir antiseptik pamuk parçası verdi ve kokuyu sık sık tazeledi. O sessizliğin içinde iki yaralı inliyordu. Türkler sıkıntıya düştüler ve Skeen yerine sürünerek geri dönmeye çalışan bir keskin nişancı olduğu sanılan birinci yaralıya su gönderilmesini işaret etti. Ben, ölülerin etrafında yüksek bir daire oluşturduğu ikinci yaralının yanına gidip, ona mataramdan su verdim, fakat Skeen beni çağırdı ve ben de mataramı orada bırakmak zorunda kaldım. Daha sonra bir Türk mataramı bana geri verdi. Yanımdaki Türk yüzbaşısı bana: ‘Bu manzara karşısında en nazik kişi kendini vahşi hissetmeli ve en vahşi kişi de ağlamalı’ dedi. Çoğunluğu büyük hücum sırasında, diğerleri ise yakın zamanda ölen askerler dönümlerce alanı dolduruyor. Cesetler, içinde mersin yetişen yarıntıları dolduruyor. İnsan, makinalı tüfek ateşinin sonuçlarını açıkça görüyor; bölüklerin tamamı yok olmuş ... yaralı değil ölüler. Kafaları ileri fırlamalarının etkisiyle altlarında kalmış ve elleriyle süngülerini tutuyorlardı. Sanki ‘ağıla saldıran kurt’ gibi Tanrı yüzlerine felaket üflemişti.

Gömme işi, ateşkesin sona ermesinden önce bitirilmişti. İki taraf da muziplik yapıyordu. Askerlerimiz ve Türkler sohbet etmeye ve birbirlerine rozet vermeye başladıklarından, onları birbirlerinden uzaklaştırmak zorunda kaldım. Saat 16.00’da Türkler emir vermem için bana geldiler. Böyle bir şeyin başka bir yerde gerçekleşebileceğine inanmıyorum. Cephe boyunca yürüyüp her iki tarafın askerlerini yerlerine gönderdim. Saat 16.17’de beyaz bayrak taşıyanları bizim askerlerle tokalaştırdıktan sonra yerlerine gönderdim. Sonra yukarıdaki uca gittim. Orada yaklaşık bir düzine Türk askeri ortaya çıktı. Onlarla:’ Bakarsınız ertesi gün beni vurmuşsunuz’ diyerek şakalaştım. Onlar, dehşete kapılmış bir koro halinde: ‘Allah korusun’ dediler. Arnavutlar gülüp alkışladılar ve bana: ‘Sizi vurmayız’ dediler. Sonra Avustralyalılar gelmeye başladılar ve onlara: ‘Güle güle dostlar, iyi şanslar’ dediler. Türkler de: ‘Uğurlar ola. Güle güle gideceksiniz, güle güle geleceksiniz’ dediler. Sonra, herkese siperlerine dönmelerini söyleyip, düşünmeden Türk siperlerine gittim ve siperin içinden büyük bir selam aldım. Onlara, her iki tarafın siperlere girdikten yirmi beş dakika sonrasına kadar ateş açılmayacağını söyledim. Sol tarafımızda bir Türk hala dışarıdaydı, fakat ona bir şey olmadığından bir şey yapmam gerekmedi. Ateşkesin bitmesinden yirmi dakika önce bir kaç kere ateş edildi. Potts ve ben aceleyle gidp her şeyin yolunda olup olmadığına baktık. Sonunda siperlerimize girdik ve bu gergin bekleyiş bittiği için mutluydum. Temperley ile beraber geri döndüm. Boğazımdaki enfeksiyon için biraz viski içip, dikenli telin ayağımı kestiği yere tentürdiyot sürdüm. Yarımada da bir sessizlik vardı.

[Aubrey Herbert, Mons, Anzac and Kut, Hutchinson & Co. 1930]

Kansas Üniversitesi Elektronik Kütüphanesi’nde bulunan internet versiyonuna ulaşmak için buraya tıklayın

(Bu bağlantı bu web sayfalarından ayrılır)