Yazdırma ve paketleme. Bilgi için tıkla

Brighton Plajı yolunun 500 metre ilerisinde solda kahverengi ve sarı bir yön levhası vardır. Bu levha, Shell Green Mezarlığı’na çıkan toprak yolu -Anzaklar’ın Artillery (Topçu) Yolu diye bildikleri – gösterir. Bu yolu yokuş yukarı takip edip, Shell Green Mezarlığı’na uğrayıp, Lone Pine Mezarlığı ve Anıtı’na gidin. Yolun sonundaki küçük bir çamlığa gelince sağınızda Lone Pine’a girişi bulacaksınız.
En lanet yerlerden
Artillery Yolu’ndan yukarıya çıkan yol, 2. Sırt’a (birinci sırt Haintepe’den Anzak Koyu’nun arkasındaki sahil şeridine uzanan sırt olarak kabul edilir) ve Anzak cephesine gider. Bu sırtın arkasında ve yol kenarında, birliklerin siperlerde olmadıkları zaman konaklayabilecekleri bir çok sığınak ve dinlenme yeri vardı. Gelibolu seferi sırasında, aynı zamanda Bolton Sırtı (Kel Tepe) diye bilinen bu sırt, 1915’teki Anzak hattının sonunda ve Brighton Plajı’nda denize ulaşır.

İmroz ve Limni adalarındaki geçici dinlenme kamplarından dönen takviye birlikleri ve diğer askerler, bu bölgede konuşlanan birliklerine gitmek için, sizin de Anzak Koyu’ndan beri kullandığınız yolu takip ederlerdi. Burası, İlk Anzak hattının sağındaydı ve burayı 3. Tugay (9., 10., 11. ve 12. Taburlar) ve Haziran 1915 başlarından itibaren 2. Hafif Süvari Tugayı’nın alayları (Queensland Eyaleti’nden 5. Hafif Süvari, New South Wales Eyaleti’nden 6. ve 7. Hafif Süvari Alayları) ellerinde tuttular.
Artillery Road (Topçu Yolu), adından da anlaşılacağı gibi, bu tepelerde Avustralya Sahra Topçusu’nun bir çok tabyası vardı. Yol eskiden sadece Shell Green Mezarlığı’na kadar giderdi. Ağustos Hücumuna hazırlık amacıyla, çoğunluğu Britanyalı binlerce asker Anzak bölgesine getirilip, bu tepelerdeki taraçalarda yapılan yeni sığınaklarda gizlenmişlerdir.

Bir askerin bir şey incelermiş gibi gözetleme boşluğundan bakan çerçevelenmiş yüzünü gördüm. Asker orada durdu. Billy ateş etti. Türk hemen gözden kayboldu, ancak teleskobumla kısmen, siperin içindeki askerlerin onu yerden kaldırırken kıpırdamalarını görebiliyordum. Böylece Billy’nin hanesine bir çentik daha atıldı ...[Ion Idriess, Desert Column, Sydney, 1982, sayfa.32] [AWM C00429]
Bu dönemde, Artillery Yolu genişletilmiş ve sırttaki Kanlı Sırt mevzisinin tam arkasındaki tepeye kadar uzatılmıştır. Çok zor olan yol yapımı Anzakların kendileri tarafından gerçekleştirilmek zorundaydı ve Anzak bölgesindeki savaşın gerçeği olan bu günlük rutini gerçekleştirenlere ‘angaryacılar’ adı verildi:
Bunun gibi yıl boyu süren modern muharebeler boyunca hayatın devamlı bombalı çarpışmalar, süngülemeler ve bombardımanlardan ibaret olduğunu düşünmemelisiniz ... esas iş, millerce düşük yol için uçsuz bucaksız siper kazılmasıydı ... her gün saatlerce bisküvi kutuları ve inşaat tahtaları taşınmasıydı ... sineklere karşı bitmek bilmeyen savaşta, siperlerin süpürülüp, dezenfekte edilmesiydi – savaşta askerin hayatının 10 gününden 9’u bu işlerle geçer.
[Charles Bean’in, 2 Aralık 1915’te gönderdiği rapor, Commonwealth of Australia Gazette, Sayfa.3058]
Yemek artığı ve çürüyen ceset yığınlarının bulunduğu kötü sıhhi koşullarda üreyen milyonlarca sinek her taraftaydı. Bu koku, gazilerin hiç unutamadığı bir kokuydu. 5. Süvari Alayı’ndan Süvari Eri Ion Idriess, Gelibolu’daki kaldığı zamanın büyük bölümünü burada yani Bolton Sırtı’nda ve bunun arkasındaki bütün mevzilerde geçirdi. Diğerleri gibi o da çoğunlukla konserve sığır eti, çay, şeker, bisküvi ve reçelle besleniyordu. Bu bisküviler o kadar serti ki, askerlerin bunları yemeye çalışırken dişlerini kırmaları gayet normaldi. Bisküvileri yemenin en kolay yolu, bunları rendeleyip, elde edilen kırıntıları bir lapa haline getirmekti. Idriess, bisküvi ve reçelden oluşan iğrenç bir akşam yemeğini hatırlar:

Teneke kutuyu açar açmaz sinekler reçele hücum ettiler. Onlar bir arı kümesi kadar ses çıkarıyorlardı. Hep birlikte aralarında kavga ederek reçelin etrafını sardılar. Parkamı kutunun üzerine kapatıp, sinekleri içinden çıkartıp, reçeli bisküvinin üzerine sürdüm ve bisküviyi parkanın altından çıkardım. Fakat bir sürü sinek ağzıma girip, içinde uçuşmaya başladı. En sonunda, kutuyu siperden dışarı attım. Neredeyse öfkemden bağırıp çağırdım ... Burası dünyanın en lanet yerlerinden de lanet bir yer.
[Ion Idriess, Desert Column, Sydney, 1982, sayfa.42]
Artillery Yolu’ndan yukarıya çıkarken yarı yolda sağınızda bulunan Shell Green Mezarlığı'ndaki mezar taşlarının üzerlerindeki isimlerin bir çok dokunaklı hikayesi vardır. 2. parselin, “G” sırasındaki 23 numaralı mezarda Batı Avustralya Eyaleti’nin Subiaco kasabasından ve 11. Tabur’dan 23 yaşında ölen Er Roy Facey yatar. Roy, Haziran 1915’te 11. Tabur’da görev yapan ağabeyi Albert Facey’e katılmak için Gelibolu’ya geldi. Ağabey olan Albert, Roy’un bölüğüne geçmek için başvurdu ve ‘her zaman iyi anlaştığı’ kardeşiyle birlikte olacağı günü iple çekiyordu. Fakat bu birliktelik gerçekleşmedi. 28 Haziran 1915 günü, Roy ve Albert bir hücuma katıldılar ve Albert daha sonra neler olduğunu şöyle anlatıyor:
... Geri dönünce Roy’un öldüğünü öğrendim. Onu ve bir arkadaşını aynı top mermisi öldürmüş. Bu benim için korkunç bir darbeydi. Bir çok arkadaşımı kaybettim ve bir çok kişiyi ölürken gördüm, ama Roy benim kardeşimdi ... Roy’un ve 28’inde ölen 15 arkadaşının gömülmelerine yardım ettim. Onları Shell Green dediğimiz, ormandaki açık alanın kenarında yan yana gömdük. Roy’un cesedi bulduklarında paramparçaymış. Onu olabildiğince bir araya topladık – bir bacağını taşıdığımı hatırlıyorum. Bu korkunç bir şeydi.
[Albert Facey, A Fortunate Life, 1984, sayfa.273]
Bean’in Anzak Resmi Tarihi için Avustralya Savaş Müzesi’ne gidin
13 – 17 Temmuz tarihleri arasında, Steele Mevzisi’nin bombardımanının en yoğun olduğu günlerde, Kapanca Tepe’de bulunan Browne Bataryası, 75’lik toplarla günlük düello yapıyordu. Onların ateş ettikleri mevzi, Avustralya topçusu tarafından düşmanın ‘kum havuzu’ olarak biliniyordu. Ancak şu anda, bu 75’lik toplardan en az bir tanesi başka bir yerden ateş ediyor. Piyadeler, Düztepe’nin arkasında bir toptan geldiğini sandıkları bir parlaklık gördüler. 17 Temmuz günü Browne, bataryasının bir bölümünün bu noktaya odaklamaya çalıştı. Teğmen Edwards’ın komutasındaki toplardan sadece ikisi müsait olduğundan ve 75’lik toplar bunlara hemen misilleme yaptığından, onları ‘boğmak’ için seri ateş etmek gerekliydi. Topları ateşleyen askerlerin savaş dışı kalması halinde onların görevini ‘devam ettirecek’ diğer bir grup topçu askerine hazır olup beklemeleri emri verilmişti. Beklenen oldu. Yüksek patlamalı 75’lik top mermilerinden bir kaçı parapetin üzerinde patlamış ve bir diğer top mermisi 1 Numaralı topun kalkanına isabet edip, topçu askerlerini havaya uçurmuştu. Vücudu yaralarla dolu olan Çavuş Taylor ateş etmeye devam etmeye çalıştı, ancak hemen topa koşan yedekteki askerler, şiddetli protestosuna karşı onun toptan zorla uzaklaştırdılar. O: “Diğerlerine bakın, bende sadece çizik var” dedi.
- Kasım 1915’te 9. Tabya’nın karla kaplı top mevzisi
- Büyüt (yeni pencere)
![]()
- Bu mevzi, büyük ihtimalle Artillery Yolu bölgesinde bir yerde olmalı ve bu fotoğraf şüphesiz 1915 yılının 27-30 Kasım tarihleri arasında kopan ünlü ‘kar fırtınası’ sonrasında çekilmiş. Kar, bazı askerler için yeni bir şeydi, ancak diğerleri için ise felaketti; Suvla Koyu’nda 200 Britanyalı asker donarak öldüler. 30 Kasım ve 8 Aralık tarihleri arasında, hastalık ve berbat hava şartlarının yarattığı rahatsızlıklardan dolayı 15.500 askerden fazlası bölgeden tahliye edilmiştir. Limni adasındaki 3 Numaralı Sivil Hastahanesi’nde, donma ve kangrenden bir çok askerin ayakları ve ayak parmakları kesildi. [AWM P00046.040]
Diğerlerinden biri, 21 yaşında bir genç olan topçu Barrett-Lennard, kolu ve baldırı parçalanmış bir şekilde yatıyordu, ancak o bir iki dakika daha yaşadı. O: “Siz Çavuş’a bakın” diye ısrar etti. O: “Ben iyiyim – Benim işim tamam, fakat Tanrım, gördüğünüz gibi can çekişmem uzun sürüyor” dedi. Sırtının bir kısmı parçalanmış diğer bir asker Stanley Carter’ında ölmeden önce kısa bir süre önce bilinci yerine geldi. İlk sözleri şu oldu: “Top sağlam mı Çavuş?” Bu kadar cesaret gösteren bu askerler, Anzak bölgesinin neredeyse aşılamaz güçlükleri karşısında sefer boyu toplarıyla savaştılar.
[Charles Bean, The Story of Anzac, Sydney, 1924, sayfa.343-344]

... Alayımızın daha önce çok kötü siperler içinde bulunmasına rağmen, içinde bulunduğumuz siperler cehennemden de beter. Şu an ‘dinlenmeciyiz’ ve ateş hattının 40 metre kadar gerisinde ‘istirahat’ ediyoruz. Bunun bir iki saat sinirlerimizin yatışması için olduğu söyleniyor. Bu 55 santimetre genişliğindeki, üzeri bombalara karşı demir desteklerin üzerine konan kum torbalarıyla kapatılmış siperde 48 kişiyiz. Bundan sonraki nöbete hazırlık için sözde uyuyor olmamız gerekiyor.Uyumak ha! Güldürme beni! Siperin içi kurt kaynıyor ve ölülerin gömülmediği bir mezarlık gibi kokuyor. Hava karanlık ve kokuşmuş. Yeni gelenlerden bazıları bizi yemek yemeğe çalışırken görünce içleri dışlarına çıkana kadar kusuyorlar. O kadar sıkışığız ki, günlüğüme bile zor yazı yazabiliyorum. Arkadaşlarım cehennemde umutla bekleyen gölgeler gibi çömelmişler. Dışarıda bombalar patlıyor ve – gece oldu! Eğer bize uyumamızı söyleyecek kadar aptal olmasalardı gücümüze gitmezdi. Bu lanet yerin tavanı, siper kazılırken mermilerden korunma sağlayıp, yaşayanlara umut vermek amacıyla parapetin üzerine atılan birbirlerine karışmış cesetlerle dolu. Yaşasın savaşın şanı!
[Ion Idriess, Desert Column, Sydney, 1982, sayfa.42]