Yazdırma ve paketleme. Bilgi için tıkla
Shrapnel Valley Mezarlığı’ndan geriye, ana sahil yoluna dönün. Sola dönüp yol boyunca 500 metre kadar yürüyün. İleride Kabatepe’deki burnu ve sağınızda Anzaklar’ın Melbourne’ün doğusundaki bir plaj olan Brighton Plajı’nın adını verdikleri plajı göreceksiniz.
Anadan doğma çıplak

Bir kaç gün önce sağlam olan arka dişlerimden birini daha kırma şanssızlığına uğradım ... Aşırı derecede sert bir bisküviyi ısırmaya çalışırken. [Jackson’dan alıntı. Bill Gammage, The Broken Years, Ringwood, 1990, sayfa.90] [AWM A01805]
Charles Bean’in The Story of Anzak (Anzak Hikayesi) adlı kitabının 1. cildinde Landing at Gaba Tepe (Kabatepe’ye Çıkarma) adlı bir bölüm vardır. Bu bölüm bize Anzak çıkarmasının Küçük Arıburnu’nun güneyinden, ilerinizdeki Kabatepe’deki buruna kadar uzanan sahile yapılmasının planlandığını hatırlatır. 25 Nisan 1915 günü tan vaktinden hemen önce Örtü Kuvvetleri adıyla bilinen 3. Avustralya Piyade Tugayı’nın dört taburu burada sahile çıkıp, iç bölgelerdeki Gun Ridge veya Third Ridge (Üçüncü Sırt) diye bilinen Topçular Sırtı boyunca yer alan mevzilere doğru çabucak ilerleyecekti. 11. Tabur (Batı Avustralya Eyaleti’nden gelen) sırtların üzerinden kuzeydoğu yönündeki Düz Tepe’ye doğru ilerleyecekti; 10. Tabur (Güney Avustralya Eyaleti’nden gelen) doğrudan iç kısımlardaki Topçular Sırtı’na gidecekti; ve 9. Tabur (Queensland Eyaleti’nden gelen) ise plajın en güneyine çıkıp, biri iç kısımlardaki Topçular Sırtı’nın ucuna ilerleyecek, diğeri de biraz iç kısımlara ilerleyip sonra sola dönüp Kabatepe’deki Türk tabyalarına saldıracak iki gruba ayrılacaktı. 12. Tabur ise Küçük Arıburnu’nun güneyine çıkıp, takviye birliği olarak bekleyecekti. Daha sonra 2. Tabur çıkacak ve kuzey kıyı şeridi boyunca ve iç kısımlardaki Conkbayırı ve Kocaçimentepe’nin yüksek kesimlerine doğru ilerleyecekti. O gün, tüm birliklerin amacı, yarımadanın diğer ucunda iç kısımların derinliklerinde bulunan ve güneydeki Çanakkale Boğazı’nı koruyan tabyalara doğru giden yolu kontrol altına alabilecekleri bir mevki olan Maltepe’yi ele geçirmekti. Anzaklar ellerindeki böyle bir mevkiyle güneye, Britanyalılar’ın 25 Nisan 1915 sabahının tan vaktinden hemen sonra çıktıkları Seddülbahir’e doğru ilerleyecek Türk takviye birliklerinin yolunu kesebilecekti.

Bildiğimiz gibi, Anzaklar için bunlardan hiç biri gerçekleşmedi. Onlar daha kuzeye çıktılar ve birinci gün muharebeleri boyunca Türkler tarafından İlk Anzak bölgesinde tutuldular. Gördüğünüz gibi Brighton Plajı’ndan iç kesimlere giden arazi Kuzey Plajı’nda ve Anzak Koyu’nda karşılaştıkları arazi kadar dağlık değildi. O gün 3. Tugay’ın zaiyatı çoktu, ancak Brighton Plajı’na inselerdi daha fazla zaiyat vermiş olabilecekleri tahmin ediliyor. Kabatepe’deki Türk topları ve biraz gerisinde olan ve Büyük Palamutluk Sırtı'ndaki (Anzaklar’ın Olive Grove dedikleri) topçuları, onları sahile çıkar çıkmaz yok edebilirdi.

Gelibolu seferi boyunca Brighton Plajı Anzaklar için daha sakin bir yerdi. Askerler diğer Anzak plajlarında olduğu gibi buraya her zaman Türk keskin nişancılarının ve top mermilerinin tehtidi altında yüzmeye geldiler. Çıkarmadan sonraki günlerde Anzak Koyu aşırı kalabalıklaşınca, Shrapnel Yarığı’nın ağzında bulunan Brighton Plajı’nda bir malzeme deposu kuruldu. Yüksek kutu ve çeşitli malzeme yığınları burada yükseldi ve Küçük Arıburnu ile plaj arasındaki alan kısa zamanda tahta, dikenli tel ve her çeşit istihkam malzemesiyle doldu. Su ve diğer malzemeyi katırlarla tepelere veya iki tekerlekli küçük katır arabalarıyla sahil boyu taşıyan Hint Katır Arabaları Bölüğü göreve ilk burada başladı. Topçu ateşinin daha da şiddetlenmesine rağmen, Anzak bölgesinin güneyindeki siperlerinden gelip malzeme alan askerler için, Anzak Koyu’ndan daha uygun bir yerde olan bu deponun kullanılmaya devam edilmesi kararlaştırıldı. Bu yüksek kutu yığınları, burada çalışanları gizlemek ve şarapnele karşı az da olsa korunma sağlamaları için özenle dizilmişti.
Bize günlük bir şişe (1.2 litre) su verilir. Bu su yıkanmak için de yetmek zorunda ... Bütün su istihkakı ve malzemeler; mühimmat, top mermileri v.s. siperlere kadar askerler tarafından taşınmak zorunda – bazen 180 metre yukarıya. Zavallı piyadeler ... [Avustralya İstihkam birliklerinden Çavuş Lawrece’ın günlüğü. Sir Ronald East (editör), Melbourne, 1983, sayfa.26-27][AWM A01818]
22 Mayıs 1915 günü Brighton Plajın’da, Küçük Arıburnu’yla Kabatepe arasındaki üçte bir mesafede, yani plajın ilk Anzak mevzilerinin denize ulaştığı yerde olağan dışı bir olay meydana geldi.. Burada kum torbalarından bir duvar vardı ve bunun önünde denize kadar uzanan iki dikenli tel sırası vardı. 22 Mayıs sabahı Kabatepe’de beyaz bir bayrak gözüktü. Avustralyalıların beyaz bayrağı olmamasına rağmen, çabucak getirilen bir plaj havlusu bu işi gördü. Bundan sonra Türk elçileri plaj boyunca ilerleyip, Avustralyalı subayların kendilerini karşıladıkları telin yanına geldiler. Onlar, 19 Mayıs hücumunda ölen ve cephe boyunca yatan binlerce Türk’ün gömülmeleri için yapılacak bir ateşkes hakkında görüşmeye gelmişlerdi. Sonunda bir Türk subayı gözleri bağlanarak plaj boyunca dikenli tele doğru yürütülmüştür. Charles Bean bu olayı seyrediyordu:
Birinci sırayı geçmesi için onu yönlendirdiler ... İkinci sırayı geçmesine yardım etmek için parkalar istediler; ancak bu arada birinin aklına bir fikir geldi. Yakında bir miktar Avustralyalı yıkanıyordu ... Birisi bir sedye bulmaya gitti – sonra yıkananlara seslenildi. Bu iri kıyım Avustralyalılardan ikisi – anadan doğma çıplak bir halde – sedyeyi daha büyük dikenli telin etrafından taşıdılar... Üç tane fotoğraf çektim!
[Bean, quoted in Frontline Gallipoli:C E W Bean’s diary from the trenches, Kevin Few[Bean’den alıntı. Kevin Fewster Frontline Gallipoli: C E W Bean’s Diary from the Trenches, Sydney, 1990, sayfa. 112]ster, Sydney, 1990, p 112]
Yüksek rütbeli bir Türk subayının ayaklarının ıslatılmasının kabul edilecek bir şey olmadığını düşünmüş olmalılar.
Bean’in Anzak Resmi Tarihi için Avustralya Savaş Müzesi’ne gidin
Şu anda Anzak bölgesinde sırtın üzerinden gelip, Kabatepe’nin yanındaki kıstağa tırısla ilerleyen ilk atlıyı görüyorum. Beyaz bayrak durdu. Atlı tepeden inip, sahile geldi ve oradan bize doğru yöneldi. Merkez Karargahından ve Anzak bölgesinden birer subay bizim beyaz bayrağımızla ileri çıktı. Blamey ve bir tercüman bize yakın bir yerde ikinci beyaz bayrakla bekliyorlardı. Ben plajdaki istihkam noktasına indim. Atlı, en önde duran subayların yanına bir beyaz mendil sallayarak geldi. Plaj boyunca gelen üç atlı daha açıkça görününce, o atından inip bir iki dakika kadar konuştu ve atını orada bırakıp geriye, Kabatepe’ye doğru yürümeye başladı. Onlar subaylarımızın yanına geldiler. Orada iki subay ve atları tutan iki kişi olduğu a.ıkça görülüyordu. Subaylar tokalaştılar – sigaralarını çıkarttılar. Şu anda Blamey’e işaret verdiler. Onların yüksek rütbeli subayı bizi görmeye geldiğinde geride kalan daha küçük rütbeli subayın (binbaşı) yanında kalması için aynı rütbeden bir subay istiyorlarmış. Bizim iki subay, onların yüksek rütbeli subayını sahilden getirdiler. Bizim istihkam noktamıza yaklaşık çeyrek mil (400 metre) uzakta subayın gözlerini iki mendille çok dikkatli bir şekilde bağladılar. İki subay onun birer koluna girip, bir çocuk gibi ilerletirlerken akıcı bir şekilde konuşuyorlardı – sanırım İngilizce.
- Gözleri bağlanan Türk elçisi 22 Mayıs 1915 günü Brighton Plajı’nda, dikenli tel etrafından taşınırken
- Büyüt (yeni pencere)
- Gözleri bağlanıp, sedyeye oturtulmuş Türk elçisi 22 Mayıs 1915 günü, Brighton Plajı’nda yüzen iki çıplak Avustralyalı tarafından dikenli telin etrafından taşınıyor. Elçi, 19 Mayıs’taki başarısız Türk hücumundan sonra Anzak siperlerinin önünde yatan Türk şehitlerini gömmek için ateşkes görüşmelerine gelmişti. [AWM G00988]
Onun, bizim kum torbasından duvarımıza ulaşabilmesi için iki sıra dikenli tel geçmesi gerekiyordu; geçenlerin takılması için konulan alçak olanı ve denize kadar uzanan daha yüksek olanı. Onun ayaklarını dikkatlice birinci sıranın üzerinden atlattılar – inanılmaz bir şekilde körebe oynarken, birini hayal ürünü bir kitap yığınının üzerinden atlatmaya benziyor. İkinci sırayı geçmesi için parkalar istendi, ancak birisinin aklına bir fikir geldi. Yakınlarında, plajda yıkanan bir kaç Avustralyalı asker vardı. Bir asker sedye almaya gitti – daha sonra yıkanan askerleri çağırdılar. İri yarı iki Avustralyalı – anadan doğma çıplak – sedyeyi telin etrafından geçirdi. Türk albayı bunun üzerine oturdu – iki çıplak asker onu denizin içinden taşıyıp plaja getirdiler. Ve ben üç fotoğraf çektim.
[Kevin Fewster, Frontline Gallipoli: C E W Bean’s Diary from the Trenches, Sydney, 1990, sayfa. 112]

Bir çok katır hemen öldü ve diğer bir sürü katır düştükleri yerde duruyor; kalkamayanların vurulmaları gerekiyordu ve o gece plaj ölü hayvanla doluydu – acınacak bir tablo.[Binbaşı H M Alexander, On Two Fronts: Being the Adventures of an India Mule Corps in France and Gallipoli, London, basım tarihi belli değil, sayfa.171] [AWM P166/25/15]
Türkler, 4 toplarının salvo şarapnel ateşiyle bizim katır kampımızı tam ortasından vurdular. Herkes hemen yere yattı, ancak koruma sağlayacak pek bir yer yoktu ve askerler ve hayvanlar vurulup düşmeye başladılar. Ateş durunca – bir sürü katır öldükten sonra – kampın yerini değiştirmek için bir uğraş başladı ve katırlar hızla Küçük Arıburnu’nun köşesinin ilerisinde tekrar kazıklara bağlandıkları yere – düşman görüş alanı dışındaki - götürüldüler. Etraf iki, üç saat kadar sakinken, askerler eyer ve koşum takımlarını almak için Brighton Plajı’na gönderilmişlerdi. Askeri Çıkarma Subayı Albay Lesslie, bütün hayvanların plajdan alınıp, tepelere çıkan yarıntılarda tutulmaları emriyle karagahtan geldiğinde, orada nöbette sadece bir erbaş ve 12 asker vardı. Albay Lesslie emri verir vermez, ‘Plaj Bill’ diye anılan top tekrar ateş açtı. Nöbetçiler hemen geldi – orada duran Avustralyalı ve Yeni Zelandalı askerler onlara yardım etmek için gönüllü oldular - acele katırların bağlarını çözüp, götürmeye başladılar. Plaj Bill’in şiddetli bir doluyu andıran ısrarlı ve bunaltıcı ateşi onları sahil boyunca takip etti. Eyer ve koşum takımlarını almaya giden askerler, başlarında Ressaidar Hashmet Ali ile koşarak gelip, kurtarma çabalarına katıldılar. Yeni kamp düşman görüş alanı dışında olmasına rağmen, onlar nerede olduğunu biliyor olmalılar, çünkü ateşleri çok isabetliydi. Güvenli bir yere ulaşılamadan 89 katır ve 2 at öldü. Nöbetçi erbaş yaralanmış, Katırcı Bir Singh başından vurulmuş ve diğer Hintliler ve bir kaç Avustralyalı da yaralanmıştı. Katırların bir çoğu hemen öldü ve diğerleri kalkamayacak bir halde düştükleri yerde duruyorlardı. Bunları öldürmek gerekiyordu ve o akşam plaj ölü hayvanla doluydu – acınılacak bir manzara.
[H M Alexander, On Two Fronts, Londra, 1917, sayfa. 170-171]