Dil Seç

Alt alt gezinti

Anzak Yürüyüşü

5.Shrapnel Valley Mezarlığı – Ölüm Vadisi

Yön tarifi:

Küçük Arıburnu’ndan, Beach Mezarlığı’nın içinden geri yürüyerek ayrılın ve toprak yola dönün. Sağa dönüp, asfaltlanmış ana yola gelene kadar devam edin. Sonra sola, Anzak Koyu’na doğru geri dönüp, bir kaç metre yürüyün. Orada Shrapnel Valley Mezarlığı levhasını göreceksiniz. Dar yoldan sağa dönüp, mezarlığa ulaşana kadar devam edin ve sonra içinden yürürken yukarıya, vadiye doğru bakın.

Kasvetli, dar ve tamamı dolambaçlı ve çatlak topraklı bir vadi

Pope Tepesi yakınlarında, bir kaşık suda banyo
Büyüt (yeni pencere) photo: see caption below
Pope Tepesi [Pope Tepesi Monash Vadisi’nin kuzey ucundadır] yakınlarında, bir kaşık suda banyo. Su plajdan veya yakındaki içlerine su pompalanmış olan depolarından ateş hattına taşınmak zorundaydı. Düzenli olarak plajlara inip yıkanamayanlar için temizlenmenin tek yolu buydu. Bir keresinde, yüksek rütbeli bir subay, içinde bir miktar su bulunan leğenin içinde bir asker gördü. Askere, banyo mu yapacağını sorunca aldığı cevap şuydu: “Evet. Keşke, lanet bir kanarya olsaydım!” [AWM C01829]

Shrapnel Vadisi, plaj bölgesinden uzakta gördüğünüz sırtlarda bulunan Anzak cephesine çıkan ana güzergahtı. Orada meşhur mevziler vardı – yürüyüşünüzün ilerki bölümlerinde göreceğiniz, Bomba Sırtı, Courtney Mevzisi ve Steele Mevzisi. İleride vadi ikiye ayrılır. Sağda, bu mevzilerin ardında, adını 4. Avustralya Piyade Tugayı Komutanı, Tuğgeneral John Monash’ten alan Monash Vadisi uzanır.

Shrapnel ve Monash Vadilerine çıkan patika
Büyüt (yeni pencere) photo: see caption below
Bu fotoğraf, Shrapnel ve Monash vadilerine çıkan patikanın iki tarafında aralıklarla inşa edilen istihkam ara siperlerini gösterir. Bunlar, askerlerin Gelibolu seferinin ilk aylarında Shrapnel ve Monash vadilerinin özelliği olan Türk keskin nişancılarının ateşinden kendilerini korumalarını sağlamak amacıyla inşa edilmişti. Askerler, plajdan ateş hattına gidebilmek için, bir istihkam ara siperlerinden diğerine koşarlardı. Keskin nişancılar, 15 Mayıs 1915 gününde Avustralya 1 Tümeni Komutanı Tümgeneral William Bridges de dahil olmak üzere, bir çok askeri yaraladılar ya da öldürdüler. Bridges’in, baldırına giren bir kurşun atardamarını parçaladı ve o bir hastahane gemisinde öldü. [AWM C0276]

Shrapnel Vadisi (Shrapnel Yarıntısı adıyla da bilinir), adını çıkarmadan sonraki ilk günlerde aldı. Türkler buranın adeta cepheye giden bir otoyol haline geldiğini farkedince, bu bölgeye şarapnel mermisi yağdırdılar. Bu mermiler, aşağılarındaki askerlere öldürücü metal parçaları yağdırmadan önce değişik bir ıslık sesi çıkarırlardı. Anlatılanlara göre, mermilerin gelişi duyulduğunda vadiden geçen askerlerin siper alacak kadar vakti vardı. Bean’in yazdıklarına göre, böyle bir tehlikeyle karşı karşıya kalan askerler ‘kaderci’ bir hale geldiler ve şarapnel mermilerinin, öldürecekleri askerin adını ve künye numarasını taşıdıklarına inandılar – “O top mermisi gelinceye kadar yapılabilecek en iyi şey, diğerlerinin onların korktuklarını değil, gururla yürüdüklerini görmeleriydi”.

New South Wales Eyaleti’nden gelen 1. Tabur’dan Yüzbaşı George Wootten, Rest Gully’deki (Dinlenme Yarıntısı) sığınağının girişinde traş olurken
Büyüt (yeni pencere) photo: see caption below
Rest Yarıntısı, Shrapnel Vadisi’nin başında sola doğru uzanır. Shrapnel Vadisi sağa dönen bir çatalla İkinci Sırt’taki cephenin tam arkasında Monash Vadisi’ne ulaşır. Rest Yarıntısı, keskin nişancıların ve top mermilerinin ateşinden oldukça uzak olduğundan, ateş hattından gelen birliklerin veya takviye birliklerinin dinlenmek için kullandıkları bir yerdi. George Wooten, 1. Tabur’la savaşın tamamında görev aldı ve binbaşı rütbesine yükseldi. [AWM C01920]

18 Mayıs 1915’i 19 Mayıs’a bağlayan gece, yakın zamanda karaya çıkmış olan Queensland Eyaleti’nden gelen 5. Hafif Süvari Alayı Shrapnel Vadisi’ne girdi. Hafif Süvariler, plajdan tepelere doğru çıkan bir siper boyunca ilerleyip, Süvari eri Ion Idriess’in “büyük ve karanlık tepelerin dibindeki havzaya dolanarak inen kasvetli, dar ve tamamen dolambaçlı ve çatlak topraklı bir vadi” diyerek tarif ettiği bir yerde siperden dışarı çıktılar. Onlar burada ilerlerken, üzerlerinde şarapnel mermilerinin patladığı ve yanlarından Türk mermilerinin vızıldayıp geçtiği huzursuz bir gece geçirdiler – “birilerini öldürmek veya öldürülmek için bir yerlere koşuşturuyorduk”. Onlar ilerlerken, bir Boer Savaşı gazisi olan alay doktoru, onlara nasıl hayatta kalabileceklerini öğretti. Doktor sık sık anlaşılmaz bir şekilde çömeliyordu ve o mermilerin gelişini seziyormuş gibi bir izlenim yaratınca, Idriess ve diğerleri onun yaptıklarını yapmaya başladılar:

Hepimiz yol kenarında çalılıkların arasında büyük bir şeyin yanında veya bir çukurun içinde çömeldik. Yanımdaki asker derin olmayan bir siper bulunca içini çekti. Bir saat boyunca orada soğuk toprak anaya sarılı bir şekilde kaldık. Vücudum hareketsiz olmasına rağmen tetikteydi, fakat zihnim merakla, ‘Demek savaş buymuş!’ diye düşünüyordu.

[Ion Idriess, The Desert Column, Sydney, 1982, sayfa. 8]

Bir çok Anzak savaşla ilk kez bu vadilerden sırtlara çıkarken tanıştı. Neredeyse seferin tamamı boyunca, ama özellikle ilk haftalarda Shrapnel Vadisi’nin ileride sağa dönüp Monash Vadisi olduğu yerde Türk keskin nişancıları yüzlerce askeri öldürdü veya yaraladı. Türkler, Dead Man’s Ridge (Ölü Adam Sırtı) ve Bloody Angle (Lanet Açı) gibi hakim yerleri ellerinde tuttular ve buralardan hiç çıkarılamadılar. Vadinin dibinden ilerlerleyen sedyeciler ve mühimmat, azık ve su taşıyan askerler daima tehlike içerisindeydiler. Keskin nişancıların ateşinin en yoğun olduğu zaman sabahın erken vakitleri, yani güneşin Türk keskin nişancılarının arkasında olduğu zamandı. En çok tanınan Anzak olan – ‘Eşekli adam’ – 19 Mayıs 1915 tarihinde, Monash ve Shrapnel vadilerinde görev  yaparken öldü. 3. Sahra Ambulans birliğinden Er John Simpson Kirkpatrick, Durham bölgesinin South Shields şehrinden olan ve buranın kendine has aksanına sahip olan bir İngiliz’di. O, buradaki sırtlarda çalışıyor ve yaralıları eşeklerle (o, isimleri ‘Murphy’ ve ‘Duffy’ olan iki eşek kullandı) plaja indiriyordu. O çok çalışkandı. 3. Sahra Ambulans birliğinin savaş günlüğü Simpson’ın çıkarmadan sonra ‘her gün, sabah erkenden, gece vaktine’ kadar nasıl çalıştığını anlatır. Bean, Simpson’ın bihassa kaderci bir hale geldiğini ve onun izlediği sırttan plaja inen yolda, top ateşini ve keskin nişancıları hiç önemsemediğini ileri sürdü. O, 19 Mayıs sabahı, genellikle kahvaltı ettiği su nöbetçisinin bulunduğu yerin arkasına geçti, fakat kahvaltısı hazır olmadığı için yola koyuldu ve nöbetçiye: “Aldırma, döndüğümde bana güzel bir akşam yemeği hazırlarsın” dedi. O, bir daha geri dönmedi:

3. Sahra Ambulans birliğinden Er John Simpson Patrick, yaralı bir askeri bir eşekle Monash ve Shrapnel vadilerinden aşağıya, plaja götürüyor
Büyüt (yeni pencere) photo: see caption below
Büyüt (yeni pencere) photo: see caption below
Simpson’ın eşeklerle gerçekleştirdiği ambulans servisi Gelibolu’daki Avustralya seferinin en iyi bilinen olayı haline geldi. O, 19 Mayıs 1915 günü Monash Vadi’sinde makinalı tüfek mermisiyle vurulup öldü. Avustralya Hükümeti, 1965 yılındaki 25 Nisan 1915 çıkarmasının 50. yıldönümünde Gelibolu seferinin hayatta kalan gazilerine bronz madalya verdi. Madalyaların ön yüzünde ‘eşekli adam’, bir defne çelengi ve ‘ANZAC’ kelimesi vardı. [AWM J06392  ve REL30571]

Bugün zavallı Scott Simpson Shrapnel Yarıntısı’nda, makineli tüfek mermileriyle öldürüldü ... Scott Simpson Shrapnel Yarıntısı’ndaki arkadaşları tarafından çok özlenecek ... vurulduğu zaman yanında olan eşekleri, Murphy ve Duffy, 4. Sahra [Ambulans] birliğinin sedyecileri tarafından yakalanmıştır. Anzak Plajı’nın sağındaki mezarlığa gömüldü.

[ 4. Sahra Ambulans birliğinden Çavuş McPhee’den alıntı. Peter Cochrane Simpson and the Donkey: Making of Legend, Melbourne, 1992, sayfa. 43]

Salvation Army Rahibi William McKenzie, 24 Mayıs 1915 tarihi civarlarında Shrapnel Vadi’sinde bir askerin cenazesinde
Büyüt (yeni pencere) photo: see caption below
Mezar, ayakta duran iki tarafından kazılmakta. Boks ringindeki mahareti yüzünden “Kavgacı Mac” diye bilinen McKenzie, Anzak bölgesinde popüler ve tanınan bir kişiydi. O, daha sonra 26 Nisan günündeki Çıkarma Savaşı’nda ölen, New South Wales Eyaleti’nden gelen 4. Tabur Komutanı Yarbay Onslow Thompson’ın cenaze törenini şöyle hatırlar:
Albayımızın cesedini bulmak içimizi rahatlattı ... iki hafta boyunca açıkta yattıktan sonra. Orada açıkta yatttığı için, onu ancak karanlık çöktükten sonra gömebildik. Duaları okurken, diz çöküp, kafamı ve vücudumu çömelmiş halde tutmak zorunda kaldım. Merasim devam ederken yüzlerce kurşun üzerimizden uçuyordu [William McKenzie, Adelaide Ah Kow, Londra, 1949, sayfa.36] [AWM H15688]

Simpson’ın mezarı Beach Mezarlığı’nın 1. parselinin, “F” sırasındaki 1. mezardır. Onun kahramanlıkları, zamanında Shrapnel ve Monash vadileri dışında bir yerde duyulmamıştı. Gerçekte Anzak bölgesinde her gün birilerinin hayatlarını kurtarırken, kendi hayatlarını tehlikeye atan bir çok sedyeci vardı. Ancak Simpson’ın Shrapnel Vadisi’nde eşeklerle yaptıkları, geçen yıllar içinde Avustralyalıların Anzak bölgesi hakkında en çok bildiği hikaye haline gelmiştir.


Kalbinden vuruldu
Simpson’ın Ölümü

Anzak bölgesine ilk geldiğimizde, ateş hattına su ve yiyecek taşımada faydalı olacağı düşünülen bir kaç eşek vardı. Eşeklere çok az yiyecek yeterliydi. Başından itibaren, bu işi yapacak en iyi hayvanın bunlar olduğu anlaşılmıştı. Eşek attan çok daha az su içer ve bu dik tepelerde ne kadar iş yaptığını görmek insanın gözlerini faltaşı gibi açar. Eşekler, tabiatları bakımından askerlerin favorisidir ancak, şu aralar ortalarda fazla eşek kalmadı.

22. Tabur, Kırmızısırt’ın arkasındaki İkinci Sırt üzerinden ateş hattına giderken
Enlarge (opens in a new window) photo: see caption below
6 Eylül 1915 günü çekilen bu fotoğraf, Victoria Eyaleti’nden gelen 22. Tabur’u Mısır’dan gelişinden kısa bir süre sonra Kırmızısırt’ın arkasındaki İkinci Sırt’ın üzerindeki ateş hattına giderken gösterir. Manzara, Monash ve Shrapnel vadilerinin arasından aşağıya denize doğru bakar. [AWM A00848]

Er Simpson bu eşeklerden birine çıkarmanın birinci gecesinde el koydu. Mısır’da ne kadar yük taşıdıklarını görmüş ve eşeklerin özellikle ateş hattında yaralanan askerlerimizi aşağıya indirmek için faydalı olabilecekleri aklına gelmişti. O, eşeğin boynuna Kızılhaç pazubantı geçirdi ve hemen işe koyuldu. O eşeğini alıp, Hintli katırcıların yanına gidip kamp kurdu ve eşekleri onlatrla beraber otlattı ve gün boyu ve gecenin yarı bölümü boyunca devamlı ateş hattına gidip geldi. Herkes onunla defalarca yanındaki eşeğe oturmuş yaralı askerlerle birlikte yarıntıdan aşağıya inerken karşılaşmıştır. Top mermileri ne kadar yakınında patlarsa patlasın eşeği hızlandırmak pek mümkün olmadığından o, kurşunlara ve şarapnele aldırış etmemeye başladı. ‘Eşekli Adam’ kaderci bir hale geldi – ne tedbir alırsa alsın eğer vurulacaksa zaten vurulacaktı. Yaklaşık olarak dört hafta boyunca vadiye inip çıktı – en yoğun şarapnel ateşi altında, keskin nişancıların nişan alıp sıktığı veya sırtlardan gelen serseri kurşunlar altında.

Bir Anzak yol levhası
Büyüt (yeni pencere) photo: see caption below
Shrapnel Vadisi’ne giren bir yerde durmuş olduğu düşünülen bir Anzak yol levhası. [AWM G01428]

Top mermilerinin ateşinin en yoğun anında, diğerleri mermiler geçerken siper almanın akıllıca olduğunu düşünürken, eşekli adam sanki yaz yağmuru yağıyormuş gibi sakince yoluna devam ederdi. Şu anda, başka bir eşek daha buldu ve iki eşekle çalışmaya başladı. 19 Mayıs günü sabahındaki hücumdan sonra, genellikle kahvaltı ettiği su nöbetçisinin bulunduğu yeri geçtiğinde, 300-400 kadar yaralımızdan bazılarını yarıntıdan aşağıya indiriyordu – Türkler bunun on katı kadar zaiyat verdiler. Fakat bu sabah kahvaltısı hazır değildi. O, oradaki istihkamcılara: “Aldırma, döndüğümde bana güzel bir akşam yemeği hazırlarsınız” dedi. Fakat, o bir daha geri dönmedi. O, taşıdığı iki yaralıyla yolculuğunun sonuna yaklaşırken kalbinden vuruldu ve iki yaralı asker de tekrar yaralandılar.

[Charles Bean’in, 23 Temmuz 1915’te gönderdiği rapor, Commonwealth of Australia Gazette, sayfa.1394]


Uzman keskin nişancılar
Victoria Eyaleti’nden gelen 22. Tabur’undan Çavuş Harold Rodda
Büyüt (yeni pencere) photo: see caption below
Victoria Eyaleti’nin 22. Tabur’undan Çavuş Harold Rodda, muhtemelen Kırmızısırt’ın arkasındaki arazide bulunan bir siperin yanında kendisine bir sığınak kazıyor. [AWM A00852]

22 Mayıs – dün gece siper kazmak için bizden bir grup gönüllü oldu. Saat 23.00’da kamptan ayrılıp, yarıntının dibinde olan ve ateş hattına kıvrılan yolu izledik. Yarıntının karşısında, yol boyunca bulunan ölüm tuzaklarından insanı biraz da olsa koruyan kum torbalarından yapılan barikatlar vardır. Biz eğilip, büyük barikata koşup, nefeslenene kadar kum torbalarının arkasında durduktan sonra köşeyi dönüp, sonraki barikata koşardık. İki barikat arasında uçuşan kurşunlar, ayaklarımıza kanat takmamasına rağmen, daha hızlı koşmamızı sağlayamazdı. Yukarıda, bir kaç yüz metre ilerimizde, tehlikeye açık bir şekilde halka biçimindeki yarların üzerinde kondurulan ateş hattı bulunuyor. Türklerin yukarıda bizim ‘yolumuza’ hükmeden özel bir siperi var. Bu siper, şaşmayan kurşunlarıyla, Allah bilir yoldan gelen kaç askerimizi öldürmüş olan uzman keskin nişancılarla dolu.

22. Tabur’un levazım subayının doğum günü için yapılan akşam yemeğinin menüsü
Büyüt (yeni pencere) photo: see caption below
22. Tabur’un levazım subayı Victoria’nın Port Melbourne kasabasından olan Teğmen William May’in, 22 Ekim 1915’te Shrapnel Vadi’sinde yapılacak doğum günü için bir akşam yemeği menüsü hazırlanmıştı. Diğer davetliler, Brighton’dan Binbaşı Robert Smith ve Stawell’den Rahip Thomas Bennett’ti. East Caulfield’lı Er Ernest Cavalier yemekleri pişirdi ve Collingwood’lu arabacı Walter Kennedy ise garsonluk yaptı. [Victoria Eyalet Kütüphanesi H83.103/246]

Bizim gruptan kimse vurulmadı. Sonunda en uçtaki Bombasırtı’nın yanındaki yüksek yarların tam aşağısında bulunan alçak bir tepeciğe karmakarışık bir şekilde yığılmış kum torbası yığınına ulaştık. Yukarıda yarların yanında hava zifir karanlıktı. Tüfekler, yarların tepesinde ve doruklarda, alevden iğneler fırlatır gibi ateş ediyordu. Ateş yoğun değildi, fakat bir çok kurşun tehditkar bir şekilde yakınımıza düştü.

Görevimiz muhabere siperinde, bir çıkıntının içinden geriye yarıntıya doğru giden bir siper kazmak ve böylece bu trajik yolun özellikle tehlikeli bir noktasında yürüme zorunluluğunu ortadan kaldırmaktı.

[Ion Idriess, The Desert Column, Sydney, 1982, sayfa.10]