Dil Seç

Alt alt gezinti

Anzak Yürüyüşü

4.Küçük Arıburnu – Anzak Koyu Levhası

Yön tarifi:

Anzak Koyu levhasından, sahildeki patikadan yürüyerek Beach Mezarlığı’na doğru gidin. Mezarlığın içinden yürüyüp, denize doğru bakın. Anzaklar, Anzak Koyu’nun güneyindeki bu yere, Hell Spit (Cehennem Burnu) adını verdiler. Bulutsuz bir günde, tam karşınızda bir Türk adası olan İmroz’u ve (İmroz 1915’te Yunanlıların çoğunlukta olduğu bir adaydı) ve kuzeybatıda ise Yunan adası Semadirek’i görürsünüz. Yunan Zafer Tanrıçası Nike’nin heykelinin parçaları Semadirek'te bulunmuştu. Bu parçalar daha sonra bir araya getirilerek, bugün Paris’teki Louvre Müzesi’nin en önemli parçalarından biri haline gelmiştir – Semadirek’in başsız, Kanatlı Zafer’i. Güneş, bu Ege adalarının arkasında batar ve Gelibolu seferi boyunca bu gün batımlarının güzelliği bir çok Avustralyalı askerin lirik tasvirler üretmesine ilham kaynağı oldu:

Mevzilerimizden yaklaşık 15 mil (25 kilometre) uzakta iki dağlık ada var; İmroz ve Semadirek. Güneş, Semadirek’in kuzey ucunda, ufuk çizgisinin denizle buluştuğu yerin altında batıp, her iki adanın sivri tepelerini bir silüet olarak kırmızı arka planın önünde bırakır. Deniz neredeyse her zaman yağ gibi gözükür ve kırmızı çizgi deniz üzerinde akarken, erzak ve hastahane gemileri, torpedo botları ve mayın tarayıcıları bunun üzerinde simsiyah bir şekilde göze çarpar. Tanrım, tek kelimeyle harika!

[İstihkam askerlerinden Çavuş Lawrence’ın Gelibolu Günlüğü, Melbourne, 1983, sayfa.35]

Bizi oraya götürüp, getiren Donanma’nın sağlığına

HMS Cornwallis zırhlısı, 20 Aralık 1915 günü Türk mevzilerine ateş ederken
Büyüt (yeni pencere) photo: see caption below
Gelibolu seferi boyunca Anzaklar için alışıla gelmiş bir manzara – bir Britanya savaş gemisinin Türkleri bombardıman edişi. Burada, HMS Cornwallis 20 Aralık 1915 günü, yani yarımadanın tahliyesinden sonraki gün Türk mevzilerine ateş ediyor. Cornwallis Kraliyet Donanması’nın Anzak bölgesini terk eden son gemisiydi. Aynı zamanda 19 Şubat 1915 günü, Çanakkale Boğazı’ndaki tabyalara ateş açan ilk gemiydi. [AWM A10388]

Küçük Arıburnu’ndan denize bakarken, Gelibolu seferinin sürdüğü sekiz ay boyunca buranın ve adaların arasında kalan denizdeki aktiviteyi gözümüzde canlandırabiliyoruz. Teğmen Oliver Hogue’un 'Anzac' adlı şiirinden alınan yukarıdaki başlığın ima ettiği gibi, Britanya Kraliyet Donanması ve Deniz Ticaret Filosu Anzak hikayesinin tamamında önemli rol oynamıştır. Onlarsız çıkarma, sürekli donanma bombardımanı desteği, yiyecek ve mühimmat desteği, hasta ve yaralıların tahliyesi ve en sonundaki yarımadanın başarılı tahliyesi gerçekleşmezdi.

Anzak bölgesi ve adalar arasında kalan deniz, çoğu zaman savaş gemileri ve deniz taşıtlarıyla doluydu. 1915 yılının Haziran ayının ortalarından sonra burada ayakta duruyor olsaydınız, İmroz adasındaki Avustralya Sahra Fırınları’ndan, Anzak bölgesine taze ekmek getiren küçük Kuzey Denizi trollerini (balıkçı tekneleri) görebilirdiniz. Fırınlarda yakmak için kullanılan odunları Yunanlı müteahhitler Ege’deki Yunan adalarından, bilhassa Atos Dağı’ndan getiriyorlardı. Bir dönem, hergün 14.500 ekmek Anzak bölgesine geliyordu.

Anzak Koyu açıklarındaki düz altlı mavna, sedyedeki ve ayaktaki yaralılarla birlikte hastahane gemisi Gascon’un yanına yaklaşırken
Büyüt (yeni pencere) photo: see caption below
Bu mavnalar, Anzak Koyu’nda ve Anzak bölgesi sahil şeridindeki yaralıları tahliye edebilecekleri diğer yerlerde sahile yanaştılar. Bunlar, açıktaki hastahane gemilerine ağır teknelerle veya buharlılarla çekildiler. [AWM A02740]

Kraliyet Donanması’nın denizcileri aynı zamanda Anzak Koyu’ndaki deniz kuvvetleri iş gruplarına bağlı olarak ta çalıştılar. Plajdaki askerler, yumurta ve yoğunlaştırılmış süt gibi Anzak bölgesinde az bulunan yiyecekleri adalardan bunları alabilen denizcilerden satın alıyorlardı. Ayrıca, Türk top mermisi kovanları para yerine geçiyordu. Charles Bean’in şahit olduğu gibi, “Görevle aşağıya plaja gelen asker, beraberinde patlamış bir top mermisi kovanı getirdiğinde, bunun geri götürebileceği bir somun ekmeğe bedel olduğunu biliyordu”. Prince of Wales  gemisindeki denizciler, Anzak bölgesindeki bir çok askere bedava sigara vermeleriyle meşhurdular.

Küçük gemilerin iskelelere gelip gidişinden sorumlu olan kişi Binbaşı Edward Cater’dı. Binbaşı, sık sık boğuk sesiyle megafonla bağırken duyulabilirdi:

...gelen mavnaları gitmeleri gereken iskelere [yöneltmek] ve Anzak plajı işçi gruplarının bunları boşaltmalarını [denetlemek] – tüm koyun ve sahilin med ve cezir işaretleri arasındaki kısmının tek aydınlatması yıldızlardan veya subaylardan birinin elinde sallanan veya iş yapılan bir yerde malzeme yığınlarının arkasına konulmuş, pek nadir doğru dürüst çalışan bir fenerden geldiği için kolay bir iş değildi.

[Charles Bean, Story of Anzac, cilt.2, sayfa.352]

Anzak bölgesinde muntazaman görülen türden bir Kuzey Denizi balıkçı teknesi
Büyüt (yeni pencere) photo: see caption below
Esasen Gelibolu’ya, Çanakkale Boğazı’ndaki mayın temizleme operasyonlarında kullanılmak için getirilen bu küçük balıkçı tekneleri bu görevlerinde başarısız olunca sahile asker ve malzeme getirmek için kullanıldılar. [AWM P1287/11/11]

Zamanın bir çok Britanyalı subayı gibi, Cater da tekgözlük kullanıyordu. Rivayete göre, Avustralyalı askerler dalga geçer gibi “tekgözlüklü adam” Cater’a künyeleri göz çukurlarına sıkıştırmış bir şekilde yaklaşırlarmış. Bu şakadan hoşlanan Cater’da, tekgözlüğünü çıkarıp, havaya atıp, göz çukurunda yakalayıp: “Bunu da yapsanıza, keratalar” dermiş. Cater, Anzak Koyu’ndaki iskelenin açığında isabet alıp, batıyor olan küçük bir buharlının mürettebatına yardım etmek için koşarken, açılan top ateşi sonucu öldü. Onun naaşı, arkanızdaki Beach Mezarlığı’nın 2. parselinin, G sırasındaki 5 numaralı mezarında gömülüdür.

Yan tarafları beyaza boyanmış ve üzerlerinde kırmızı Kızılhaç işareti olan hastahane gemileri hergün Küçük Arıburnu’nda görülebilirdi. Sandal ve mavnaları çeken balıkçı tekneleri ve buharlılar kesintisiz seferlerle hastahane gemilerine düzenli olarak yaralı ve hasta taşıyorlardı. Türkler asilce bu tıbbi gemilere kasıtlı olarak ateş açmadılar, ancak serseri kurşunlar bazen kaçınılmaz bir şekilde denizdeki hastahane gemilerine kadar ulaşıyorlardı. 11 Ağustos 1915 günü, Avustralya Ordusu Hemşirelik Servisi’nden Hemşire Daisy Richmond Anzak Koyu açıklarındaki bir hastahane gemisinin güvertesindeydi:

HMS Queen Elizabeth
Büyüt (yeni pencere) photo: see caption below
Kraliyet Donanması drednotu, HMS Queen Elizabeth. [AWM P002211.006]

Güverteye bir çok kurşunun yağdığı yoğun bir ateş altındayız. Bir askerle konuşurken, başka bir hastaya yöneldiğimde, o askerin baldırına bir kurşun saplandı. Beni kılpayı ıskaladı.

[Hemşire Daisy Richmond, günlük, 11 Ağustos 1915, Avustralya Savaş Müzesi, 2 DRL/0783]

Şüphesiz Anzak bölgesinden izlenebilecek en acıklı sahne, Kraliyet Donanması savaş gemilerinin Türk mevzilerini bombardımanıydı. Donanma, başından beri Anzak bölgesindeki harekata düzenli bir şekilde destek veriyordu ve unutulması güç bir görüntü geceleri projektörler kullanılarak yapılan donanma bombardımanlarıydı. Aşağıda  solunuzda kalan sahile bakarsanız, Kabatepe’deki burnu görürsünüz. İlk gazete haberleri, 25 Nisan çıkarmasını Kabatepe Çıkarması diye geçmişlerdi. Eğer karanlıkta Küçük Arıburnu’nda ayakta durup, Kabatepe’ye doğru bakıyor olsaydınız şu manzarayla karşılaşabilirdiniz:

Kraliyet Donanması’ndan Binbaşı Edward Cater’ın mezar taşı
Büyüt (yeni pencere) photo: see caption below
Kraliyet Donanması’ndan Binbaşı Edward Cater’ın, Anzak bölgesinde Beach Mezarlığı’nda bulunan orijinal mezar taşı. Anzak Plajı Komutanı Cater, 5 Ağustos 1915’te Anzak Koyu’nda şarapnel ateşi sonucu öldü. [AWM J02444]

... gün batımından hemen sonra bir destroyer sağ kanadımıza sessizce sokulur ve orada durur; siyah ve sessiz. Aniden, hiç habersiz buradan sahile kadar uzanan, parlak ve beyaz bir ışık ışıldar ... Işık sahil boyunca aşağı yukarı gider ve sahilin arkasında onların [Türklerin] mevzilerinin olduğu yükseltiye ulaşırdı; bazen bir nokta üzerinde bir dakika kadar dururdu; bak, herşey nasıl açıkça ortaya çıktı; ağaçlar, kum torbaları ve çalılıklar. Işık, Kabatepe’yi aydınlatana kadar döner. Mürekkep siyahı karanlığında, parlak bir alev topu belirir;  sonra topun keskin ‘bum’ sesi, kısa ve ani bir gürültü ve şangırtı ve kırmızı kıvılcım yağmuru yükselir – hayır, Kabatepe değil, fakat onun karşısındaki yolun sonu. Sonra hemen ışık o noktanın üzerine çevrilir ve ‘klik’ tekrar söner. Bir kaç dakika sonra tekrar yanar, bir kaç saniye bir noktaya odaklanır ve sonra bum, bum, bum! Çalışın toplar.

[İstihkam askerlerinden Çavuş Lawrence’ın Gelibolu Günlüğü, Melbourne, 1983, sayfa.124]

Kocaman toplar
HMS Queen Elizabeth

İkinci gün, sonunda olduğu gibi durumu rahatlatan bizim topçularımız değildi. Avustralyalı birliklerin, gece vakti mümkün olan tüm ateş gücüyle desteklemesi gerektiği biliniyordu. Sabahın ilk ışıklarıyla sahil açıklarında bir gün önce yarımadanın ayak ucu boyunca yer alan Seddülbahir’deki tabyaları toz duman eden amiral gemisi, kendilerine korkunç miktarda para ödenen Britanya Muvazzafları’nın, oradaki bazı plajlara çıkmaları için koruyucu ateş desteği vermek amacıyla sahilin açıklarında ortaya çıktı. Kuşkusuz Britanyalıların çıkarmasını desteklemek için ona Çanakkale Boğazı’nın girişinde ihtiyaç vardı, ancak onun ertesi gün Kabatepe açıklarında ortaya çıkması da çok hoş karşılandı. O gün, sahile yakınlarında bizi destekleyen yedi savaş gemimiz vardı – bunların sayıları bazı günler değişiyordu. Queen Elizabeth biraz güneydoğuya doğru durdu ve gün boyu Türklere herhangi bir atağa kalkabilmeleri için yüzleşmeleri gereken muazzam bir engel oluşturdu. Zaman zaman, tugay komutanları veya tabur komutanları tugay komutanları vasıtasıyla gemilerin bir noktaya ateş açmalarını istediler ve neredeyse istedikleri her zaman ateş açıldı.

Anzak bölgesi açıklarındaki Kraliyet Donanaması drednotu HMS Queen Elizabeth tarafından Türklere atılan top mermileri
Büyüt (yeni pencere) photo: see caption below
Bu fotoğraf Anzak Koyu açıklarındaki Kraliyet Donanaması drednotu HMS Queen Elizabeth tarafından, Türklere atılan top mermilerinin büyüklüğünü gösterir. Çıkarmanın ikinci günü – 26 Nisan 1915 – Anzaklar zor durumdayken, Queen Elizabeth onlara yardıma geldi. Bir asker, koca savaş gemisinin ‘beş mil uzaktan’ [sekiz kilometre] ateş etmesini, insanın vücudu üzerine vurulan bir darbeye’ benzetti. [AWM G00195]

Bunların arkalarında, kocaman toplarıyla Queen Elizabeth duruyordu. O gün kaç tane top mermisi attığını bilmiyorum. Bir düzineden fazla olmayabilir. Elimizde bunun Türklere ne kadar zarar verdiği hakkında kesin bir bilgi yok, ancak o, tepeleri patlamaların çıkardığı seslerle salladı. Türklerin ilerledikleri ana sırtın kolunda havaya kocaman toprak yığınları saçtı. Öğle vaktinde bir Türk hücumu onun önünde eridi – hiç şaşırılacak bir şey değil. O, askerlerimizi yüreklendirdi. Avustralyalılar o ateşe başladığından beri önlerinde gördükleri harikaları, bir şilin giriş ücreti ödemişcesine aldığı bir hazla seyrediyorlardı ve Queen Elizabeth’in top mermileri bu harikalardan biriydi. Bize daha yakın ve samimi olan başka gemiler de vardı – gün be gün yanımızda duran ve gerektiğinde yardımımıza koşan Triumph ve Bacchante gibi. Bunların, özellikle bütün 6 inçlik (21 santimetre) toplarının aynı anda salvo halinde ateşlendiği zamanki bombardımanı, bunu görebilecek yerde olan askerlere her zaman çok haz verirdi ancak bunlardan hiç biri amiral gemisinin yarattığı yanardağlar kadar harika değildi.

[Charles Bean’in 14 Temmuz 1915 tarihli raporu, Commonwealth of Australia Gazette, sayfa.1328-1329]

Donanmanın sağlığına
Gelibolu açıklarında denizde gömülecek cesetler, hastahane gemisi Gascon’dan bir Kuzey Denizi balıkçı teknesine konulurken
Büyüt (yeni pencere) photo: see caption below
Gelibolu açıklarında denizde gömülecek cesetler, İngiliz bayrağı sarılı bir şekilde hastahane gemisi Gascon’dan bir Kuzey Denizi balıkçı teknesine konuluyor. Bu askerler sahilde yaralanıp, Gascon’a getirilmişler ve Limni adası veya Mısır’da bulunan karadaki tedavi merkezlerine nakledilemeden ölmüşlerdir. Bu şekilde denizde gömülen askerler, ‘kayıplar’ arasında sayıldılar ve isimleri Lone Pine veya Helles anıtlarında kayıtlıdır. [AWM A01859]

Bu arada donanmanın sağlığına; bizi oraya götüren ve oradan getirenler! 

Tanrım! Onlar hergün yeni mucizeler yaratırlar!

 Aman! O kotralardaki astekler! Ne çok istekliler! 

Sakın deme İngiltere’ye ve bunu gören bizlere kokuşmuşlar!

Ah! Neyse, terkettik! Tamamen çekildik! Ama savaşacak yerler burada bitmez.

Nakliye güvertesinden gözlerimizi kısıp baksak ta, Anzak görünmez! 

Kaybolur gözden vadi ve sahil; kaybolur tepelerimiz, yarlarımız.

Anzak’a asla geri dönmeyeceğiz ... fakat belki dönecek bazılarımız!

[Oliver Hogue’un Trooper Bluegum at the Dardanelles adlı kitabındaki Anzac adlı şiirinden alıntı. Londra, 1916]