Yazdırma ve paketleme. Bilgi için tıkla
Anzak yürüyüşünüz Arıburnu'nun kuzeyinde plajda yer alan Anzak Tören Alanı'nda başlar. Plajın yukarısındaki duvarın üzerindeki Anzak yazısının bulunduğu yere gidin. Oraya varınca, arkanıza dönüp yukarıdaki sırtı da görecek şekilde etrafınızdaki çarpıcı manzaraya bakın.
O günden itibaren, adı Sfenks'ti.

Avustralya'nın resmi savaş muhabiri ve daha sonra resmi savaş tarihçisi olarak yazdıkları hakkında Anzak Yürüyüşü sırasında bir çok kez karşılaşacağınız Charles Bean, bu yeri şöyle tarif eder:
Bu sırt, aşağıdaki denize sadece iki yoldan iner – yarım dairenin iki ucundan – sağdaki Plugge [Platosu’nun] (Haintepe) dik yokuşlarından ve soldaki dolambaçlı sırt (bu sırta sonradan Walker’s Ridge – Serçe Tepe - adı verildi) yoluyla. İkisinin ortasında, yarların oluşturduğu yarım dairesinin tam ortasında üçüncü bir sırt varmış, fakat hava şartları bunu ortadan kaldırmış. Bu sırtın, vadinin ortasının epeyce yukarısında, dışarıya doğru çıkıntı yapmış çıplak çakıl yüzeyi inanılmaz şekilde Sfenks’e benzer ... Bu, o günden [25 Nisan 1915] itibaren Avustralyalılar için Sfenks’ti.
[Charles Bean, The Story of Anzac, cilt.1, sayfa.267-268]
Anzaklar 25 Nisan 1915 günü, yani çıkarmanın ilk gününde, neredeyse Mısır’daki Piramitlerin altındaki eğitim kamplarından neredeyse doğruca buraya gelip, yeryüzü şekillerine kendilerince isim vererek Gelibolu’yu sahiplendiler. Arazinin Türkçe isimleri hakkındaki bilgilerinin çok az olduğu muhakkaktı. Walker’s Ridge (Walker’ın Sırtı) adını çıkarma günü Yeni Zelanda Piyade Tugayının komutasını devralan Tuğgeneral Harold Walker’dan almıştır. Türkler buraya Serçe Tepesi diyorlardı ve Anzaklar burada uzun zaman önce izi kaybolan ve sırttaki siperlerin kenarlarına ulaşan bir yol yapmışlardı. Sağ tarafınızdaki düz doruklu yüksek tepe olan Plugge Platosu’na (Haintepe), karargahı burada bulunan, Auckland Taburu Komutanı Albay Arthur Plugge’nin adı verilmiştir.


Gerçekte Sfenks, Anzak Koyunun güneyindeki plajdan, Gelibolu’nun bu bölgedeki en yüksek noktası olan Kocaçimentepe’ye kadar uzanan Sarı Bayır dağ sırasının çıkıntısıydı. Türkler, Sfenks’e Yüksek Tepe ve bunun çepeçevre etrafındaki erozyona uğramış bayıra Sarı Bayır adını vermişlerdi. Anzaklar Kocaçimentepe’ye kadar uzanan dağ sırasının tamamına Sarı Bair (Bayır) adını verdiler. Anzaklar tarafından bu bölgedeki yeryüzü şekillerine konulan isimlerden sadece Sfenks hala yöre halkı tarafından kullanılmaktadır.
Bean, Ocak 1919’da savaş ressamı George Lambert ile birlikte Anzak bölgesine geri döndü. Bean, Lambert’ın çıkarmayı canlandıran büyük bir resim yapmasını istedi ve şanslarına, o tarihi sabah olayların gerçekleştiği yerde başından neler geçtiğini kesin olarak bilen bir rehberleri - Lieutenant Hedly Howe - vardı. Howe, o zaman Anzak bölgesindeki Britanya Mezar Kayıt bürosununda çalışıyordu. Fakat o, Er Howe iken, 25 Nisan 1915’te, Kraliyet Donanmasına ait kürekli bir mavnanın içindeki Batı Avustralya Eyaleti’nden gelen 11. Tabur’un büyük bir bölümüyle birlikte sizin sağınızdaki, yani Haintepe’nin tam altındaki plaja çıktı. Bu mavnalardan birinde, mavnası karaya çıkar çıkmaz tabancasını çekip şaşkına dönmüş Avustralyalıların sırtlarından atlayıp, ileri atılan ve “Haydi arkadaşlar” diye bağıran, genç bir Kraliyet Donanması asteğmeni - kızıl saçlı küçücük bir çocuk – vardı. Plajda epeyce ilerledikten sonra kendine geldi ve görevinin, geldiği mavnayla nakliye gemisine dönmek olduğunu hatırladı.

Howe, Bean ve Lambert’ı plajda çıktığı noktaya götürdü. Onlar sonra, 11. Tabur askerlerinin yaptığı gibi yukarıya Haintepe’ye tırmandılar. Yukarıdan gelen kurşunlar etraflarına düşüyordu ve Howe, platonun üzerinde yükselen sabah güneşinin önünde iki – Türk – silüet gördü. 15 dakika kadar süren bir tırmanıştan sonra düz doruğa vardıklarında, Türk askerleri doruktan aşağıdaki vadiye doğru kaçıyorlardı. Lambert o sahnenin resmini yaptı – doğan güneşin ışığı Sfenks’in sarı toprağına vururken, Batı Avustralyalılardan bazıları yaralanıp yere düşerken, diğerleri Haintepe’nin çalılıklarla kaplı bayırından yukarı çıkarken.
Lambert’in buradaki, yani Kuzey Plajı’ndaki muazzam görüntüden esinlenerek yaptığı ve 11. Tabur’un Anzak Koyu’ndaki ilk dakikalarının öyküsünü anlatan “Anzac, the Landing 1915” (Anzak Koyu, Çıkarma 1915) adlı tablosu bugün Kanberra’daki Avustralya Savaş Müzesi’ndedir. Bunun bir reprodüksiyonu ise Anzak Tören Alanı’ndaki tarih panolarının birinin üzerinde görülebilir. Bunlar, yaya yolunun en yukarısında, karşınızdaki duvarda asılıdır. Anzak Yürüyüşünün geri kalan kısmına devam etmeden önce bu panolardaki yazıları okuyunuz. Bunlar, size Gelibolu seferinin Anzak bölgesinde geçen bölümünün tamamı hakkında faydalı genel bilgiler verecektir.

3 Mayıs 1915 gününe kadar süren ve Çıkarma Muharebesi adı verilen bu çarpışmadan sonra, plaj daha sakin bir yer haline geldi. Askerler, Russell’s Top (Yüksek Sırt) ve Nek’in (Boyun) üzerindeki sırtta bulunan mevzilerden buraya yüzmeye gelirlerdi. Bu mevziler ve kendilerine ileri karakollar denilen daha kuzeydeki elde tutulan diğer mevziler, Gelibolu seferi’nin büyük bölümünde Yeni Zelanda birlikleri ve Avustralya Hafif Süvarisi’nin kontrolü altındaydı. Bu ileri karakollar, İlk Anzak bölgesinin kuzey sınırlarını çiziyordu ve bunlara Anzak Koyu’nun kuzey ucundan, Kuzey Plajı’nın arkasını boydan boya kesen ve Big Sap (Büyük Siper) adıyla bilinen uzun ve derin bir siper yoluyla ulaşılıyordu. Türk keskin nişancıları plajın büyük bölümüne ateş edebildikleri için böyle bir siper gerekliydi. 6-10 Ağustos tarihleri arasındaki Ağustos Hücumu’ndan sonra, plajın kuzeyindeki dağ silsilesinin büyük bölümü, Britanya İmparatorluğu kuvvetlerinin eline geçti. O zaman Kuzey Plajı, dağ gibi malzeme yığınlarının, bir postahanenin ve bir de çadır hastahanesinin bulunduğu büyük bir üs halini aldı. Mavnalarının ve diğer küçük teknelerin boşaltma yapabilecekleri, William ve Walker iskeleleri adları verilen iki iskele inşa edilmişti. William İskelesi, şu anda anma duvarının durduğu yerin tam karşısındaydı ve 20 Aralık 1915 günü, geride kalan son Avustralya askerleri Anzak Koyu’nu buradan terkettiler. Sfenks bütün bunlara başından sonuna kadar şahit oldu.
Bean’in Anzak Resmi Tarihi için Avustralya Savaş Müzesi’ne gidin

[Bugün 17 Kasım 1915] Tepelerden oldukça kuvvetli bir rüzgar esiyordu. Dalgaların üçer üçer beyazlıklar halinde plajın her yerine vurduğu görülüyordu … Deniz, dalgakıran olarak kullandığımız “Milo” adlı geminin tamamına çarpıp, kıç tarafından havaya fışkırıp, köpüklerini iskelenin tamamının üzerine saçıyordu. William İskelesi (Kuzey Plajı’ndaki) oldukça iyi durumdaydı. Fakat bunun kuzeyindeki ufak Walker İskelesi, ayaklıkları dışında tamamen yok olmuştu. Deniz suyu, plajın tamamını kaplamış, Deniz Nakliye Subayı’nın kapısına kadar ulaşıyordu.
Hintlilerin ve büyük Avustralyalı angarya gruplarının ve yaşlıca Donanma askerlerinin bulunduğu sahil boyunca yürüdüm ... onlar dizilmiş, tek tük sudan malzeme çıkarılmasına yardımcı oluyorlardı. Ölü katırlar sahile vuruyorlardı. Biraz daha kuzeyde, Fisherman’s Hut’ın (Balıkçı Damları'nın) yakınında, kumsalda pek derin olmayan mezarlara gömülmüş bir kaç cesetin bazı kısımları ortaya çıkmıştı. İleride Anzak Koyu’nda plaj, sanki yavaş bir şarkıya dans eden filler gibi kıyıya çarpan eski iskelenin tahtaları ve yarı kırık eski mavnaların kalıntılarıyla doluydu. Plaj, dalgaların tonlarca köpük halinde üzerlerine vurduğu iskele parçalarıyla dolmuştu. Bir asker neredeyse dalgalar tarafından açığa çekildi – buradaki angarya grupları da kumanyayı yüksek yerlere taşıyorlardı, ancak bir çok mühimmat sandığı yarılarına kadar suyun içerisindeydi ve yaklaşık 10.000 top mermisi (her birinin şu anki değeri yaklaşık 10 şilin olan) çok kısa bir süre içinde tamamen kuma gömülmek tehlikesiyle karşı karşıyaydı. İlerideki Ordu Sıhhiye birliklerinin sığınakları, denize karşı yığılmış sandıklar tarafından korunuyordu, fakat her yedi dalgadan biri, bu sandıkları tamamen açık denize çekmekle tehdit ediyordu.
[Kevin Fewster, Frontline Gallipoli: C.E.W. Bean diaries from the trenches, Sydney, 1990, sayfa. 179-181]

Serçetepe’nin altındaki tepenin üzerindeki beyaz şeyler nedir? Kesinlikle çadır değiller. Fakat öyleler. Anzak bölgesinde çadırlar! Hayret! Her şey yolunda olmalı. Anzak Koyu’na değil, ilerisindeki Kuzey Plajı’ndaki buruna yöneliyoruz. Burada mı karaya çıkacağız? Neden? Gittiğimizde burnun ötesine gitmek hiç de tekin değildi. Görünüşe göre Suvla’daki durum düzelmiş; eskiden dolaşılması tekin olmayan yerde çadırlar, sığınaklar ve bir iskele görüyorum. Biz iskeleye doğru yöneliyoruz. Ah, iskeleyi ıskaladık. Değişen debriyajın yarattığı çarpma sesi var – dümen zincirinin takırtısı – ve tekrar deniyoruz. Aynı sesler ve tekrar yanaşıyoruz. Bu sefer doğruca yanaştı. Malzemelerimizi alıp, küçük bir kamyona yüklememiz uzun sürmüyor. Tekrar 'İlk Anzak' bölgesindeyiz. Ne kadar değişmiş! Vay canına! Biz buradan gittiğimizde, koyun bu tarafında hemen hemen hiç bir şey yoktu. Tekin değildi. Burada şimdi çadırlar ve YMCA (Genç Hıristiyan Erkek Birliği) var. Bu önümüzden yukarıya çıkan kocaman kum torbasından yapılmış konak ta ne? Postahane öyle mi? Yaklaşık 25 metre uzunluğunda, 3,5 metre yüksekliğinde ve 7,5 metre genişliğinde. Ne bina! Pencereleri, kapıları ve gişesi var. Vay be, buralara kadar gelmişler.
[The Gallipoli Diary of Sergeant Lawrence, Sir Ronald East (editör), Melbourne, 1983, sayfa 110-111]

Sözde dinlenen birlikler, kazma ve kürekleriyle geceler boyu gerekli yolu yapmak için sahil boyunca sessizce ilerlediler. Bu karanlık sonrası faaliyeti çok zahmetlidir – her asker, tüfeği omuzunda, olabildiğince sessiz çalışıyor. Herhangi bir ses kesinlikle makineli tüfek ateşini mıknanıs gibi çekecek. Gün ışığında bile işçi gruplarını toplamak ve nakliye vasıtasını gereken yere götürmek çok dikkatli planlamayı gerektiriyordu, fakat karanlıkta, düşman öncüleri ve keskin nişancılarının, aydınlık biter bitmez cirit attığı bu bölgede zorluk 100 kat daha fazlaydı.
Kum kötü bir yol malzemesidir. Doğru dürüst bir sonuç elde etmek için kıyıdan büyük taşlar toplayıp, plajın kara tarafına taşıyıp, temel olarak kullanmak gerekliydi; ve bunun üzerine - Hint Ulaştırma Birliğine ait katır arabalarıyla, yakındaki bir tepeden getirilen - balçık dökülüyordu. Bunların üzerine plajın kumları dökülüp, en sonunda bu aşırı çalışkan askerlerin denizden tenekelerle taşıdığı su bu karışımın üzerine dökülüp, sertleşmesi sağlanıyordu. Makineli tüfek ateşi altında her gece taciz edilmelerine rağmen, işçi grubunun inançlı bireyleri, yolu istikrarlı bir şekilde Anzak Koyu’ndan, Kuzey Plajı boyunca Suvla Ovasına kadar getirdiler.
[Fred Waite, The New Zealanders at Gallipoli, Auckland, 1921, sayfa. 192-193]

Birlikleri çabuk ve gizlice Anzak bölgesinden ileri karakollara ve dere yataklarına götürüp, hücum kollarını yukarıdaki Türklere yaklaştırmak için, Büyük Siper diye bilinen iletişim siperinin genişletilmesi gerekiyordu. Bu siper, ileri karakollar kuruldukça gelişti ve bir çok yerde hakim bölgelerdeki düşman tarafından ateş altındaydı ve iki kişinin yanyana geçebileceği kadar bile geniş değildi. Yük katırları bu siperi gün boyunca kullandılar. Türk top mermilerini pek önemsemeyen askerler, katırların çelik nallarının korkusuyla yaşıyordu. Askerlerin, Hintli katırcıların “Tekme atmaz! Tekme atmaz!” uyarılarına itimat etmeyerek, siperden çıkıp, nakliye katırlarıyla karşılaşmaktansa vurulma riskini yeğ tutmalarıyla karşılaşmak alışılmışın dışında değildi.
Yolun bir kısmı kum tepeciklerinin arasından geçiyordu – buralarda gerekli olan 1,5 metre genişliğine ulaşmak kolaydı, fakat iş grupları, daha sert olan balçık arazide dar bir siper açmayı yeterli görerek en zor işi sona bırakmışlardı. Temmuz ayı boyunca 4 numaralı Savunma Bölümü, en zor görevleriyle uğraştılar – 4. Avustralya Piyade Tugayı, Yeni Zelanda Süvarileri ve Serçe Tepe’deki Avustralya Hafif Süvari birliği ve bunların en çalışkanı olan 1. Posta’nın Maori askerleri.
- Hint Katır Arabası Nakliye Bölüğü’nün bir askeri, Kuzey Plajı’nın Anzak Koyu’na uzanan güney ucundaki burnu dönerken
- Büyüt (yeni pencere)
- Bu fotoğraf büyük olasılıkla Kasım 1915’te, Gelibolu seferinin sonuna doğru çekilmiştir. Orta mesafede, aşağı yukarı Anzak Tören Alanı’nın bugün bulunduğu yerde, William İskelesi’yle ilerisindeki Walker İskelesi gözükmekte. İskelelerin solunda, koyun içinde, küçük buharlı Milo duruyor. 1915 yılının Ekim ayının sonlarında Milo, William İskelesi’ni koruyacak bir dalgakıran oluşturmak amacıyla bilerek karaya oturtulmuştu. Su taşıyan mavnalar bu gemiye yanaşıp, taşıdıkları suyu karadaki su tanklarına pompalarlardı. Tahliye için William İskelesi, Milo’ya ulaşacak kadar uzatıldı. [AWM C01635]
İnsanoğlu normalde tembel bir hayvandır. Askerler çok çalıyorlarsa, bunu teşvik edici bir şey vardır. Seçkin asker olan Maoriler, dünyaya ön cephe askerleri olmalarının tesadüfi olmadığını kanıtlamak istiyorlardı. Bir çok gururlu Maori, beyaz kardeşlerine örnek olacak şekilde her kademede ülkelerine hizmet ettiler. Onların disiplinleri fevkaladeydi ve işçi gruplarında çalışma sırası onlara geldiğinde, uzun saplı kürekleriyle gün doğmadan önce toplanıp, birliğe dönme işareti gelene kadar durmadan çalışırlardı.
Düşmanın toplu ateşine maruz kalınan yerlerde siperin yönü değiştirildi ve bazı yerlerde korunma amacıyla tahta ve kum torbalarıyla siperin üstü kapatıldı. Bir kaç yüz metrede bir askerlerin aşağıya veya yukarıya giden katır katarlarına ve birliklere yol vermelerini sağlayan cepler açılmıştı. Hiç bir şeyi şansa bırakmayan piyade birlikleri, denetlenmelerini engellemek için siper boyunca yan yana yürürlerdi.
[Fred Waite, The New Zealanders at Gallipoli, Auckland, 1921, sayfa. 192-193]