Anzak Yürüyüşü

1. Kuzey Plajı – Anzak Tören Alanı

DİL SEÇİMİ

SESLİ ANLATIM

  • İndir (sağ tıkla) 3,3 MB
  • İndir (sağ tıkla) 5,8 MB

DETAYLI BİLGİ

Anzak yürüyüşünün mp3’lerini indirmek için buraya tıklayıp Bilgi sayfasına gidin

Yön tarifi:

Anzak yürüyüşünüz Arıburnu'nun kuzeyinde plajda yer alan Anzak Tören Alanı'nda başlar. Plajın yukarısındaki duvarın üzerindeki Anzak yazısının bulunduğu yere gidin. Oraya varınca, arkanıza dönüp yukarıdaki sırtı da görecek şekilde etrafınızdaki çarpıcı manzaraya bakın.

O günden itibaren, adı Sfenks'ti.

Avustralya’nın resmi savaş muhabiri Charles Bean Gelibolu’da
Büyüt
photo: see caption below
Bean, Avustralyalıların burada savaştığı 8 ay boyunca Anzak siperlerinin her kısmını dikkatlice inceleyip, Avustralya’ya resmi raporlar gönderdi. Bu raporlar, gazetelerde ve Commonwealth of Australia Gazette’ de (Avustralya Devleti Resmi Gazetesinde) yayımlandı. 1919 yılında Bean, görevi 1915 yılında Avustralyalıların yaşadıkları deneyimleri inceleyip, kaydetmek olan bir grubun başında Gelibolu’ya geri döndü. Bean’in bu yolculukla ilgili anıları 1948 yılında Gallipoli Mission (Gelibolu Misyonu) adlı kitapta yayımladı. O, ayrıca 1920’li yılların başında Gelibolu seferinin resmi Avustralya versiyonunu, The Story of Anzac (Anzak Koyu’nun Hikayesi) adını verdiği iki ciltlik kitap halinde yayımladı. [AWM (Avustralya Savaş Müzesi) PS1580]

Avustralya'nın resmi savaş muhabiri ve daha sonra resmi savaş tarihçisi olarak yazdıkları hakkında Anzak Yürüyüşü sırasında bir çok kez karşılaşacağınız Charles Bean, bu yeri şöyle tarif eder:

Bu sırt, aşağıdaki denize sadece iki yoldan iner – yarım dairenin iki ucundan – sağdaki Plugge [Platosu’nun] (Haintepe) dik yokuşlarından ve soldaki dolambaçlı sırt (bu sırta sonradan Walker’s Ridge – Serçe Tepe - adı verildi) yoluyla. İkisinin ortasında, yarların oluşturduğu yarım dairesinin tam ortasında üçüncü bir sırt varmış, fakat hava şartları bunu ortadan kaldırmış. Bu sırtın, vadinin ortasının epeyce yukarısında, dışarıya doğru çıkıntı yapmış çıplak çakıl yüzeyi inanılmaz şekilde Sfenks’e benzer ... Bu, o günden [25 Nisan 1915] itibaren Avustralyalılar için Sfenks’ti.

[Charles Bean, The Story of Anzac, cilt.1, sayfa.267-268]

Anzaklar 25 Nisan 1915 günü, yani çıkarmanın ilk gününde, neredeyse Mısır’daki Piramitlerin altındaki eğitim kamplarından neredeyse doğruca buraya gelip, yeryüzü şekillerine kendilerince isim vererek Gelibolu’yu sahiplendiler. Arazinin Türkçe isimleri hakkındaki bilgilerinin çok az olduğu muhakkaktı. Walker’s Ridge (Walker’ın Sırtı) adını çıkarma günü Yeni Zelanda Piyade Tugayının komutasını devralan Tuğgeneral Harold Walker’dan almıştır. Türkler buraya Serçe Tepesi diyorlardı ve Anzaklar burada uzun zaman önce izi kaybolan ve sırttaki siperlerin kenarlarına ulaşan bir yol yapmışlardı. Sağ tarafınızdaki düz doruklu yüksek tepe olan Plugge Platosu’na (Haintepe), karargahı burada bulunan, Auckland Taburu Komutanı Albay Arthur Plugge’nin adı verilmiştir.

Kuzey Plajı’nın, Gelibolu seferinin son zamanlarına doğru, Haintepe’ye çıkan sırtlardan çekilmiş manzarası
Büyüt
photo: see caption below
William İskelesi’nde demirli olan ve Gelibolu’da böcek adıyla bilinen motorlu hastahane mavnası. Yan taraflarında görünür şekilde Kızılhaç amblemi boyanmış olan bu böcekler, yakındaki hastahane gemilerine yaralı taşıyorlardı. Fotoğrafı çeken kişinin hemen aşağısında, 1915 yılının Kasım ayının başlarında Gelibolu’nun kış boyunca tahliye edilmeyeceği düşünülürken Anzak bölgesine Limni’den gelen 1. Avustralya Sabit Hastahanesi birliğine ait kurulu çadırlar vardır. Uzakta ise, 16. Britanya Yaralı Pansuman Hastahanesi’nin çadırları durur. [AWM A01867]
'Anzac, the landing 1915', by George Lambert
Büyüt
Lambert's painting
1920-22. oil on canvas – 190.5 x 350.5 cm [AWM 2873]

Gerçekte Sfenks, Anzak Koyunun güneyindeki plajdan, Gelibolu’nun bu bölgedeki en yüksek noktası olan Kocaçimentepe’ye kadar uzanan Sarı Bayır dağ sırasının çıkıntısıydı. Türkler, Sfenks’e Yüksek Tepe ve bunun çepeçevre etrafındaki erozyona uğramış bayıra Sarı Bayır adını vermişlerdi. Anzaklar Kocaçimentepe’ye kadar uzanan dağ sırasının tamamına Sarı Bair (Bayır) adını verdiler. Anzaklar tarafından bu bölgedeki yeryüzü şekillerine konulan isimlerden sadece Sfenks hala yöre halkı tarafından kullanılmaktadır.

Bean, Ocak 1919’da savaş ressamı George Lambert ile birlikte Anzak bölgesine geri döndü. Bean, Lambert’ın çıkarmayı canlandıran büyük bir resim yapmasını istedi ve şanslarına, o tarihi sabah olayların gerçekleştiği yerde başından neler geçtiğini kesin olarak bilen bir rehberleri - Lieutenant Hedly Howe - vardı. Howe, o zaman Anzak bölgesindeki Britanya Mezar Kayıt bürosununda çalışıyordu. Fakat o, Er Howe iken, 25 Nisan 1915’te,  Kraliyet Donanmasına ait kürekli bir mavnanın içindeki Batı Avustralya Eyaleti’nden gelen 11. Tabur’un büyük bir bölümüyle birlikte sizin sağınızdaki, yani Haintepe’nin tam altındaki plaja çıktı. Bu mavnalardan birinde, mavnası karaya çıkar çıkmaz tabancasını çekip şaşkına dönmüş Avustralyalıların sırtlarından atlayıp, ileri atılan ve “Haydi arkadaşlar” diye bağıran, genç bir Kraliyet Donanması asteğmeni - kızıl saçlı küçücük bir çocuk – vardı. Plajda epeyce ilerledikten sonra kendine geldi ve görevinin, geldiği mavnayla nakliye gemisine dönmek olduğunu hatırladı.  

Avustralya Ordusu Hemşire Servisi’nden, hemşire Bessie Pocock 1915 yılında, Mısır’ın Kahire şehri yakınlarında, Sfenks’in ve Piramit’lerin yanında bir deve ve bakıcısıyla görüntülenmiş.
Büyüt
photo: see caption below
Anzak Kolordusu’nun Avustralyalı ve Yeni Zelandalı askerleri Gelibolu’ya gitmeden aylar önce Piramit’lerin dibinde kamp kurmuşlardı. Fotoğrafa bakınca, onların Kuzey Plajı’nın yukarısındaki kaya çıkıntısına neden Sfenks adını verdiklerini anlamak gayet kolay. [AWM P01840.010]

Howe, Bean ve Lambert’ı plajda çıktığı noktaya götürdü. Onlar sonra, 11. Tabur askerlerinin yaptığı gibi yukarıya Haintepe’ye tırmandılar. Yukarıdan gelen kurşunlar etraflarına düşüyordu ve Howe, platonun üzerinde yükselen sabah güneşinin önünde iki – Türk – silüet gördü. 15 dakika kadar süren bir tırmanıştan sonra düz doruğa vardıklarında, Türk askerleri doruktan aşağıdaki vadiye doğru kaçıyorlardı. Lambert o sahnenin resmini yaptı – doğan güneşin ışığı Sfenks’in sarı toprağına vururken, Batı Avustralyalılardan bazıları yaralanıp yere düşerken, diğerleri Haintepe’nin çalılıklarla kaplı bayırından yukarı çıkarken.

Lambert’in buradaki, yani Kuzey Plajı’ndaki muazzam görüntüden esinlenerek yaptığı ve 11. Tabur’un Anzak Koyu’ndaki ilk dakikalarının öyküsünü anlatan “Anzac, the Landing 1915” (Anzak Koyu, Çıkarma 1915) adlı tablosu bugün Kanberra’daki Avustralya Savaş Müzesi’ndedir. Bunun bir reprodüksiyonu ise Anzak Tören Alanı’ndaki tarih panolarının birinin üzerinde görülebilir. Bunlar, yaya yolunun en yukarısında, karşınızdaki duvarda asılıdır. Anzak Yürüyüşünün geri kalan kısmına devam etmeden önce bu panolardaki yazıları okuyunuz. Bunlar, size Gelibolu seferinin Anzak bölgesinde geçen bölümünün tamamı hakkında faydalı genel bilgiler verecektir.

Maltalı sivil işçi, Türk bombardımanı sırasında Anzak bölgesindeki sığınağında çömelirken
Büyüt
photo: see caption below
Askerlerin plaj ve iskelelerdeki işlerini kolaylaştırmak için 400’den fazla Mısırlı ve Maltalı sivil işçi, Britanya Levazım Kolordusu’ndan yaşlıca bir miktar askerle birlikte Anzak bölgesine getirilmişlerdi. Bean, bunların Gelibolu’nun şartları altında çok cefa çekdiklerini ve kamplarının aptalca düşman keskin nişancılarına ve top ateşine açık olan Kuzey Plajı’nda kurulmuş olduğunu yazar. [AWM H00255]

3 Mayıs 1915 gününe kadar süren ve Çıkarma Muharebesi adı verilen bu çarpışmadan sonra, plaj daha sakin bir yer haline geldi. Askerler, Russell’s Top (Yüksek Sırt) ve Nek’in (Boyun) üzerindeki sırtta bulunan mevzilerden buraya yüzmeye gelirlerdi. Bu mevziler ve kendilerine ileri karakollar denilen daha kuzeydeki elde tutulan diğer mevziler, Gelibolu seferi’nin büyük bölümünde Yeni Zelanda birlikleri ve Avustralya Hafif Süvarisi’nin kontrolü altındaydı. Bu ileri karakollar, İlk Anzak bölgesinin kuzey sınırlarını çiziyordu ve bunlara Anzak Koyu’nun kuzey ucundan, Kuzey Plajı’nın arkasını boydan boya kesen ve Big Sap (Büyük Siper) adıyla bilinen uzun ve derin bir siper yoluyla ulaşılıyordu. Türk keskin nişancıları plajın büyük bölümüne ateş edebildikleri için böyle bir siper gerekliydi. 6-10 Ağustos tarihleri arasındaki Ağustos Hücumu’ndan sonra, plajın kuzeyindeki dağ silsilesinin büyük bölümü, Britanya İmparatorluğu kuvvetlerinin eline geçti. O zaman Kuzey Plajı, dağ gibi malzeme yığınlarının, bir postahanenin ve bir de çadır hastahanesinin bulunduğu büyük bir üs halini aldı. Mavnalarının ve diğer küçük teknelerin boşaltma yapabilecekleri, William ve Walker iskeleleri adları verilen iki iskele inşa edilmişti. William İskelesi, şu anda anma duvarının durduğu yerin tam karşısındaydı ve 20 Aralık 1915 günü, geride kalan son Avustralya askerleri Anzak Koyu’nu buradan terkettiler. Sfenks bütün bunlara başından sonuna kadar şahit oldu.

Tonlarca köpük 
Kuzey Plajı, Kasım 1915
Anzak Koyu tahliye edilmeden bir kaç gün önce 19 Aralık’ı 1915’i 20 Aralık’a bağlayan gece,  çekilen Kuzey Plajı’ndaki William İskelesi’nin açıklarından, iç kesimlere bakış
Büyüt
photo: see caption below
1915 yılının sonlarınında manzara böyleydi; bugün burası Anzak Anma Törenleri’nin yapıldığı yerdir. Bu bölge, Sfenks’in görüntüsünün hakimiyeti altındadır. Dağ sırasının alt kısımlarındaki teraslamaya dikkatle bakınız. Bu teraslama Anzaklar tarafından sığınak ve diğer yerleşim birimleri için yapılmıştı. İskelenin biraz ötesinde, yaklaşan kış için kurulan büyük depolar vardır. [AWM C01621]

[Bugün 17 Kasım 1915] Tepelerden oldukça kuvvetli bir rüzgar esiyordu. Dalgaların üçer üçer beyazlıklar halinde plajın her yerine vurduğu görülüyordu … Deniz, dalgakıran olarak kullandığımız “Milo” adlı geminin tamamına çarpıp, kıç tarafından havaya fışkırıp, köpüklerini iskelenin tamamının üzerine saçıyordu. William İskelesi (Kuzey Plajı’ndaki) oldukça iyi durumdaydı. Fakat bunun kuzeyindeki ufak Walker İskelesi, ayaklıkları dışında tamamen yok olmuştu. Deniz suyu, plajın tamamını kaplamış, Deniz Nakliye Subayı’nın kapısına kadar ulaşıyordu.

Hintlilerin ve büyük Avustralyalı angarya gruplarının ve yaşlıca Donanma askerlerinin bulunduğu sahil boyunca yürüdüm ... onlar dizilmiş, tek tük sudan malzeme çıkarılmasına yardımcı oluyorlardı. Ölü katırlar sahile vuruyorlardı. Biraz daha kuzeyde, Fisherman’s Hut’ın (Balıkçı Damları'nın) yakınında, kumsalda pek derin olmayan mezarlara gömülmüş bir kaç cesetin bazı kısımları ortaya çıkmıştı. İleride Anzak Koyu’nda plaj, sanki yavaş bir şarkıya dans eden filler gibi kıyıya çarpan eski iskelenin tahtaları ve yarı kırık eski mavnaların kalıntılarıyla doluydu. Plaj, dalgaların tonlarca köpük halinde üzerlerine vurduğu iskele parçalarıyla dolmuştu. Bir asker neredeyse dalgalar tarafından açığa çekildi – buradaki angarya grupları da kumanyayı yüksek yerlere taşıyorlardı, ancak bir çok mühimmat sandığı yarılarına kadar suyun içerisindeydi ve yaklaşık 10.000 top mermisi (her birinin şu anki değeri yaklaşık 10 şilin olan) çok kısa bir süre içinde tamamen kuma gömülmek tehlikesiyle karşı karşıyaydı. İlerideki Ordu Sıhhiye birliklerinin sığınakları, denize karşı yığılmış sandıklar tarafından korunuyordu, fakat her yedi dalgadan biri, bu sandıkları tamamen açık denize çekmekle tehdit ediyordu.

[Kevin Fewster, Frontline Gallipoli: C.E.W. Bean diaries from the trenches, Sydney, 1990, sayfa. 179-181]

Postahane öyle mi?
Kuzey Plajı, Kasım 1915
Kraliyet Avustralya İstihkam birliğinin 2 numaralı Sahra Bölüğü’nden Çavuş Cyril Lawrence saçlarını kestiriyor.
Büyüt
photo: see caption below
Lawrence, Anzak Koyu’na 2 Haziran 1915 günü çıktı ve Gelibolu’da kaldığı süre boyunca istihkamcı olarak deneyimlerini kaydettiği bir günlük tuttu. Yaptıkları iş çoğunlukla siper ve tünel kazımı ve inşası ve iskele yapımı gibi işlerdi. 27 Kasım 1915 günü Lawrence, bir Türk askerinin siperden çıkıp, bir tepeden aşağıya inip, denize girdiğini ve boğulana kadar yürüdüğünü kaydetmiş. Her iki tarafın da ona ateş etmesine rağmen, hiç bir mermi bu askere isabet etmemiş. [AWM P02226.020]

Serçetepe’nin altındaki tepenin üzerindeki beyaz şeyler nedir? Kesinlikle çadır değiller. Fakat öyleler. Anzak bölgesinde çadırlar! Hayret! Her şey yolunda olmalı. Anzak Koyu’na değil, ilerisindeki Kuzey Plajı’ndaki buruna yöneliyoruz. Burada mı karaya çıkacağız? Neden? Gittiğimizde burnun ötesine gitmek hiç de tekin değildi. Görünüşe göre Suvla’daki durum düzelmiş; eskiden dolaşılması tekin olmayan yerde çadırlar, sığınaklar ve bir iskele görüyorum. Biz iskeleye doğru yöneliyoruz. Ah, iskeleyi ıskaladık. Değişen debriyajın yarattığı çarpma sesi var – dümen zincirinin takırtısı – ve tekrar deniyoruz. Aynı sesler ve tekrar yanaşıyoruz. Bu sefer doğruca yanaştı. Malzemelerimizi alıp, küçük bir kamyona yüklememiz uzun sürmüyor. Tekrar 'İlk Anzak' bölgesindeyiz. Ne kadar değişmiş! Vay canına! Biz buradan gittiğimizde, koyun bu tarafında hemen hemen hiç bir şey yoktu. Tekin değildi. Burada şimdi çadırlar ve YMCA (Genç Hıristiyan Erkek Birliği) var. Bu önümüzden yukarıya çıkan kocaman kum torbasından yapılmış konak ta ne? Postahane öyle mi? Yaklaşık 25 metre uzunluğunda, 3,5 metre yüksekliğinde ve 7,5 metre genişliğinde. Ne bina! Pencereleri, kapıları ve gişesi var. Vay be, buralara kadar gelmişler.

[The Gallipoli Diary of Sergeant Lawrence, Sir Ronald East (editör), Melbourne, 1983, sayfa 110-111]

İşçi gruplarının inançlı bireyleri
Sahil yolunun yapımı
Yeni Zelanda Seferi Kuvvetleri’nden Otago Piyadeleri’nin komutanı Yarbay Arthur Bauchop, No 2 Outpost’un (Mahmuz Sırtı'nın) yanındaki sığınağının dışında
Büyüt
photo: see caption below
Bu ileri karakol, Kuzey Plajı’nın boyunca bulunan Anzak mevzilerinin en kuzeyinde yer alır. Buradaki garnizon Türkler’in Anzak bölgesinin sol kanadına sızmalarını önledi. Bauchop’un sığınağı, 25 Nisan 1915 günü Avustralya Piyade Kuvvetleri’nden 7. Tabur’u Balıkçı Damları’nın karşısına getiren sandalların küreklerinin desteğiyle ayakta duruyor. Türk makineli tüfekleri bu sandallara ciddi zaiyat verdirdiler ve 7. Tabur’dan 28 asker No 2 Outpost Mezarlığı’nda gömülüdür. Mezarlık, Anzak Tören Alanı’ndan kuzeye giden yolun üzerindedir ve eğer burayı ziyaret etmek istiyorsanız, mezar taşlarının arasında, 25 Nisan 1915 ve 7. Tabur yazılarını arayın. Balıkçı Damları hala oradadır ve mezarlığa giderken yoldan görünür. [AWM A02031]

Sözde dinlenen birlikler, kazma ve kürekleriyle geceler boyu gerekli yolu yapmak için sahil boyunca sessizce ilerlediler. Bu karanlık sonrası faaliyeti çok zahmetlidir – her asker, tüfeği omuzunda, olabildiğince sessiz çalışıyor. Herhangi bir ses kesinlikle makineli tüfek ateşini mıknanıs gibi çekecek. Gün ışığında bile işçi gruplarını toplamak ve nakliye vasıtasını gereken yere götürmek çok dikkatli planlamayı gerektiriyordu, fakat karanlıkta, düşman öncüleri ve keskin nişancılarının, aydınlık biter bitmez cirit attığı bu bölgede zorluk 100 kat daha fazlaydı.

Kum kötü bir yol malzemesidir. Doğru dürüst bir sonuç elde etmek için kıyıdan büyük taşlar toplayıp, plajın kara tarafına taşıyıp, temel olarak kullanmak gerekliydi; ve bunun üzerine - Hint Ulaştırma Birliğine ait katır arabalarıyla, yakındaki bir tepeden getirilen - balçık dökülüyordu. Bunların üzerine plajın kumları dökülüp, en sonunda bu aşırı çalışkan askerlerin denizden tenekelerle taşıdığı su bu karışımın üzerine dökülüp, sertleşmesi sağlanıyordu. Makineli tüfek ateşi altında her gece taciz edilmelerine rağmen, işçi grubunun inançlı bireyleri, yolu istikrarlı bir şekilde Anzak Koyu’ndan, Kuzey Plajı boyunca Suvla Ovasına kadar getirdiler.

[Fred Waite, The New Zealanders at Gallipoli, Auckland, 1921, sayfa. 192-193]

Tekme atmaz! Tekme atmaz! –
Büyük Siper yaparken
Anzak bölgesindeki Mahmuz Sırtı’ndan Kuzey Plajı boyunca Haintepe’ye ve Arıburnu’na bakan  manzara
Büyüt
photo: see caption below
Anzak Koyu, burnun ötesinde yer alır. Bu resim, Melbourne’lü gazeteci Philip Schuler’in 1916’da yayımlanan Pictures of the Battlefields of Anzac (Anzak Savaş Alanları Fotoğrafları) adlı kitabında yer aldı. [Schuler The Age gazetesinin Gelibolu muhabiriydi] Ön planda, ortada Büyük Siper diye bilinen siper vardır. Bu siper, askerlerin ileri karakollardan Anzak Koyu’na dönerken, sırtlardaki Türk keskin nişancılarının mermilerinden korunması için inşa edilmişti. Siper, Ağustos Hücumu için yapılan hazırlıklar sırasında, katırlarla taşınan savaş malzemelerinin her iki yöne de aynı anda gidebilmesi için önemli ölçüde genişletilmiştir. [AWM A02027]

Birlikleri çabuk ve gizlice Anzak bölgesinden ileri karakollara ve dere yataklarına götürüp, hücum kollarını yukarıdaki Türklere yaklaştırmak için, Büyük Siper diye bilinen iletişim siperinin genişletilmesi gerekiyordu. Bu siper, ileri karakollar kuruldukça gelişti ve bir çok yerde hakim bölgelerdeki düşman tarafından ateş altındaydı ve iki kişinin yanyana geçebileceği kadar bile geniş değildi. Yük katırları bu siperi gün boyunca kullandılar. Türk top mermilerini pek önemsemeyen askerler, katırların çelik nallarının korkusuyla yaşıyordu. Askerlerin, Hintli katırcıların “Tekme atmaz! Tekme atmaz!” uyarılarına itimat etmeyerek, siperden çıkıp, nakliye katırlarıyla karşılaşmaktansa vurulma riskini yeğ tutmalarıyla karşılaşmak alışılmışın dışında değildi.

Yolun bir kısmı kum tepeciklerinin arasından geçiyordu – buralarda gerekli olan 1,5 metre genişliğine ulaşmak kolaydı, fakat iş grupları, daha sert olan balçık arazide dar bir siper açmayı yeterli görerek en zor işi sona bırakmışlardı. Temmuz ayı boyunca 4 numaralı Savunma Bölümü, en zor görevleriyle uğraştılar – 4. Avustralya Piyade Tugayı, Yeni Zelanda Süvarileri ve Serçe Tepe’deki Avustralya Hafif Süvari birliği ve bunların en çalışkanı olan 1. Posta’nın Maori askerleri.

Hint Katır Arabası Nakliye Bölüğü’nün bir askeri, Kuzey Plajı’nın Anzak Koyu’na uzanan güney ucundaki burnu dönerken
Büyüt
photo: see caption below
Bu fotoğraf büyük olasılıkla Kasım 1915’te, Gelibolu seferinin sonuna doğru çekilmiştir. Orta mesafede, aşağı yukarı Anzak Tören Alanı’nın bugün bulunduğu yerde, William İskelesi’yle ilerisindeki Walker İskelesi gözükmekte. İskelelerin solunda, koyun içinde, küçük buharlı Milo duruyor. 1915 yılının Ekim ayının sonlarında Milo, William İskelesi’ni koruyacak bir dalgakıran oluşturmak amacıyla bilerek karaya oturtulmuştu. Su taşıyan mavnalar bu gemiye yanaşıp, taşıdıkları suyu karadaki su tanklarına pompalarlardı. Tahliye için William İskelesi, Milo’ya ulaşacak kadar uzatıldı. [AWM C01635]

İnsanoğlu normalde tembel bir hayvandır. Askerler çok çalıyorlarsa, bunu teşvik edici bir şey vardır. Seçkin asker olan Maoriler, dünyaya ön cephe askerleri olmalarının tesadüfi olmadığını kanıtlamak istiyorlardı. Bir çok gururlu Maori, beyaz kardeşlerine örnek olacak şekilde her kademede ülkelerine hizmet ettiler. Onların disiplinleri fevkaladeydi ve işçi gruplarında çalışma sırası onlara geldiğinde, uzun saplı kürekleriyle gün doğmadan önce toplanıp, birliğe dönme işareti gelene kadar durmadan çalışırlardı. 

Düşmanın toplu ateşine maruz kalınan yerlerde siperin yönü değiştirildi ve bazı yerlerde korunma amacıyla tahta ve kum torbalarıyla siperin üstü kapatıldı. Bir kaç yüz metrede bir askerlerin aşağıya veya yukarıya giden katır katarlarına ve birliklere yol vermelerini sağlayan cepler açılmıştı. Hiç bir şeyi şansa bırakmayan piyade birlikleri, denetlenmelerini engellemek için siper boyunca yan yana yürürlerdi.

[Fred Waite, The New Zealanders at Gallipoli, Auckland, 1921, sayfa. 192-193]