Dil Seç

Dil Seç

Gelibolu Turu

audioSesli anlatı - MP3
İndirmek için sağ tıkla
11:54 M – 4.1 MB

TARİHİ BİLGİ

Gelibolu, 25 Nisan 1915 – 8 Ocak 1916

Bu başarısızlık, boğazı Gelibolu Yarımadası’na çıkarak, karadan zorlanması kararının verilmesine yol açtı. Türk kaleleri ve bataryaları ele geçirilince, Kraliyet Donanması İstanbul’a ilerleyebilecekti. Britanya İmparatorluğu ve Fransız birliklerinden oluşan bir Akdeniz Seferi Kuvveti, alel acele Mısır’da toplandı. Britanya İmparatorluğu birliklerinin içinde, Türkiye’nin işgali kararlaştırıldığında Mısır’da talim yapan, Avustralya İmparatorluk Kuvvetleri ve Yeni Zelanda Seferi Kuvvetleri de bulunuyordu. Bu birlikler, Avustralya ve Yeni Zelanda Kolordusu (ANZAC) adı verilen bir kolorduyu oluşturdular ve bu kolorduda savaşan askerlere Anzaklar adı verildi.

Gelibolu seferi, 25 Nisan 1915 sabahı tan vaktinde başladı. Anzak kolordusunun Avustralyalıları, yarımadanın kayalık ve dağlık olan batısına çıktılar. O gün ele geçirdikleri küçük alan Anzak Bölgesi diye bilindi ve ilk saldırıdan sonra Anzakların çoğunluğunun karaya çıktığı küçük koya da Anzak Koyu ismi verildi. Çıkarmanın iki amacı vardı – yarımadanın bu kısmına hakim olan Sarı Bayır dağ sırasının yüksek kısımlarını ele geçirmek ve iç kısımlardan boğaza ve güneydeki Türk iletişim hatlarınına bakan Maltepe’ye kadar ilerlemekti.

Büyüt (yeni pencere)Australian officers and graves, AWM G00149
Avustralyalı bir subay, Gelibolu’da Seddülbahir’de bulunan Lancashire Landing Mezarlığı’nda bir silah arkadaşını ziyaret ediyor, Seddülbahir, Gelibolu, 1915. [AWM G00149]

Aynı sabah, Britanyalılar Hacı İlyas Burnu civarında bir kaç değişik noktaya çıktılar. Amaçları, burundan 11 kilometre uzakta bulunan ve yarımada boyunca uzanan, Alçıtepe platosunun doruğunu ele geçirmek ve daha sonra oradan kuzeye doğru ilerleyip, Anzaklarla buluşmaktı. Fransızlar, boğazın karşı tarafındaki Kumkale’ye şaşırtma amacıyla bir çıkarma yaptılar. Güneydeki Britanya mevzilerine Helles adı verildi. Ancak, umulmadık güçte bir Türk direnişi, bu saldırıların ikisini de durdurdu ve çıkarma birlikleri 25 Nisan akşamı, Anzak Bölgesi ve Seddülbahir’de ufak çapta ilerlemelerle yetinmek zorunda kaldılar.

Bundan sonraki bir kaç gün içinde, yani Çıkarma Savaşı sırasında, iki tarafın da korkunç derecedeki zaiyatlarına rağmen, Türkler Anzakları denize dökemediler. Buna karşılık, Anzaklar da Türkler karşısında ya çok az ilerlediler ya da hiç ilerleyemediler ve 5 Mayıs 1915 itibarıyla, uzunluğu kuzeyden güneye 1.5 kilometre ve genişliği en çok yarım kilometre olan Türkiye’nin bir parça toprağına tutunuyor olarak bırakıldılar. Bu mevki, Ağustos Hücumu sırasında ele geçirilen kuzeydeki bölgeyle beraber seferin sonuna kadar elde tutuldu.

Britanyalılar, Mayıs ve Haziran ayları boyunca Seddülbahir’deki hatlarını Alçıtepe’ye doğru ilerletip, kuzeye geçebilme umuduyla bir çok harekat düzenlediler. Bütün bu çabalar – Birinci Kirte Muharebesi (28 Nisan), İkinci Kirte Muharebesi (8 Mayıs) ve Üçüncü Kirte Muharebesi (4 Haziran) – başarısız oldu. İkinci Kirte Muharebesi için Avustralya İmparatorluk Kuvvetleri’nin 2. Tugayı (Victoria Eyaleti’nden gelen) ve Yeni Zelanda Piyade Tugayı – yani yaklaşık 8.000 asker – Seddülbahir’e gönderildi. 8 Mayıs sabahı, Yeni Zelandalılar epeyce zaiyat vererek 360 metre kadar ilerleyebildiler. Avustralyalılar, o akşamın ilerleyen saatlerinde Alçıtepe köyüne doğru

Dil Seç

bir hücuma kalktılar ve düşman ateş hattına bile ulaşamadan, Yeni Zelandalılar kadar zaiyat verdiler. Bu, topçu birliklerinin de burada hizmet etmesine rağmen, Anzak piyadelerinin Seddülbahir’de çarpıştığı tek muharebeydi.

Harekat, gerek Anzak Bölgesi’nde, gerek se Seddülbahir’de – İtilaf Devletleri’nin kesin olarak kaçınmaya çalıştığı durum olan - siper savaşına kilitlendi. Anzak hattının en zayıf bölümü, İkinci Sırt’ın güneyde Kanlısırt ile kuzeyde Bombasırtı arasında uzanan bölümüydü. Anzaklar ve Türkler, Bombasırtı’ndaki mermi ve bombalarla parçalanmış arazi üzerinde birbirlerinden sadece bir kaç metre uzaktaydılar. Eğer burada Anzak hattı geçilseydi, Türkler, aşağıdaki denize kadar uzanan Shrapnel Vadisi’ne bakıyor olacaklar ve Anzak mevzisinin tamamını savunmak imkansız olacaktı. Bombasırtı, iki tarafın da yaptığı bitmek bilmeyen bomba hücumlarıyla, sürekli savaşılan bir alan haline geldi. Bir keresinde, Türkler Bombasırtı’na girdiler, ancak çabucak geri püskürtüldüler.

Büyüt (yeni pencere)Turkish woman knitting and selling at Alictepe
Alçıtepe Köyü’nde bir seyyar satıcı, Gelibolu, 2006.

Türkler, 19 Mayıs 1915 günü sırt boyunca büyük bir hücuma kalktılar. Yaklaşık olarak 40.000 Türk askeri, işgalcileri sahile geri püskürtmek için toplandı. Ancak, Anzaklar hücum hakkında önceden haber aldıklarından hazırdılar. Türk askerleri, her şeyi göze alan cesaretlerine rağmen, dar sırttan hücum ettiklerinde, yüzlerce kişilik gruplar halinde, tüfek ve makinalı tüfek ateşiyle biçildiler. O sabah, bu başarısız hücum sonucu, Türkler yaklaşık 3.000 öldü ve 7.000 yaralı verdi. Buna oranla, Anzak zaiyatı çok azdı. Çürüyen cesetlerin kokusu o kadar dayanılmazdı ki, 24 Mayıs 1915 günü askersiz bölgede, iki tarafın ölülerinin hatlar arasındaki obruklara ve siperlere gömülmeleri için ateşkes yapıldı.

1915 yılının Ağustos ayının başlarında Anzak bölgesinden çıkabilmek için yeni bir plan geliştirildi. Avustralyalılar, 6 Ağustos akşamı, cephedeki Türk siperlerini ele geçirmek ve ellerinde tutmak için, Kanlısırt’ta geniş çaplı bir şaşırtma hücumuna kalktılar. Bu hücumun büyüklüğü, Türklerin burada geniş çapta bir hücumun gerçekleştiğine inanmalarını sağlayıp, takviye birliklerini bu mevzilerde tutacaktı. Bu amaç, bunu izleyen iki günde Avustralya İmparatorluk Kuvvetleri’nin karşılaştığı en vahşi ve en trajik siper savaşlarından bazıları sırasında başarıldı. Türkler, Avustralyalıları Kanlısırt’taki kendi eski siperlerinden çıkarmak için cesur bir şekilde düzinelerce karşı hücuma kalktılar, ancak 9 Ağustos günü sonunda Avustralyalıların orada tutunacağı ve o hattın Anzak bölgesindeki yeni Avustralya cephesi olacağı belliydi.

Kanlısırt’taki muharebe tüm şiddetiyle devam ederken, Avustralya, Yeni Zelanda ve Hint, Gurkha ve Britanya birliklerinden oluşan bir Müttefik kıtası, karanlıkta kuzeyden Anzak bölgesindeki Kuzey Plajı’ndan ve – Conkbayırı ve Kocaçimentepe’yi de içine alan -  Sarı Bayır dağ sırasının yüksek kısımlarına uzanan vadilerde, kuzeye doğru ilerlediler. Amaçları, bu hakim noktaları ele geçirip, kanadı Anzak bölgesine çevirmek ve Türkleri yarımadada daha geriye çekilmeye zorlamaktı. Orada, hatları geçmek mümkün olabilir ve seferin esas amacı olan Çanakkale Boğazı’nın ele geçirilmesi gerçekleştirilebilirdi. Britanyalı birlikler, bu yeni Ağustos Hücumu’nu gerçekleştirmek için, 6 Ağustos’u 7 Ağustos’a bağlayan gece, Conkbayırı’nın kuzeyindeki alçak arazi üzerinden, yarımadayı katetmek amacıyla Suvla’ya çıktılar.

Dağ sıralarındaki mücadele üç gün tüm şiddetiyle devam etti. Yeni Zelandalılar, 8 Ağustos günü, bir miktar da Britanyalı desteğiyle Conkbayırı’nın doruğuna ulaştılar ve orada siper kazarak, giderek artan Türk karşı hücumlarına karşı tutundular. Avustralya kuvvetleri, daha kuzeyde olan ve Kocaçimentepe’ye, yani yarımadanın en yüksek noktasına çıkan vadilerde kayboldular ve Türk tarafı karşısında ilerleme kaydetmeyi asla başaramadılar.

9 Ağustos günü, Conkbayırı’ndaki Yeni Zelanda ve Britanya siperlerine başarısız Türk hücumları yöneltilirken, bir Gurkha birliği, Kocaçimentepe ile Besim Tepeler arasındaki bir mevziyi ele geçirmeyi başardı. Fakat İtilaf Kuvvetleri’nin yüksek kesimlerdeki konumu güvenli değildi. Türkler, 10 Ağustos 1915 günü, Conkbayırı üzerinden hücuma kalkıp, karşılarındaki herkesi önlerine katıp, yokuşlardan aşağıya gönderdiler. İşte ulaştıkları bu noktada Yeni Zelanda makinalı tüfekleri tarafından biçildiler. Ancak, Conkbayırı artık emniyet altındaydı ve bir daha asla tehdit edilemedi. Suvla’daki Britanya çıkarması da felaketle sonuçlandı ve orada da kayda değer bir ilerleme kaydedilemedi. Ağustos Hücumu bir çok yönden başarısız oldu ve Anzak bölgesi ile Suvla arasındaki yeni cepheyi düzene sokmak için yapılan çetin çarpışmalara rağmen, yoğun çarpışmalar sona ermişti.

Müttefikler, Ağustos Hücumu’ndan sonra yarımadada geçirilecek bir kışa hazırlandılar. Anzak Bölgesi’ndeki Kuzey Plajı’nda büyük bir üs kurulmasına rağmen, Londra’da, Gelibolu’daki mevzilerin elde tutulabilirliği konusu tartışılıyordu. Britanya Hükümeti, Britanya Savaş Bakanı Mareşal Lord Kitchener’in ziyaretinden sonra, tahliyeye karar verdi. Fırtınalar Ekim ve Kasım ayları boyunca Anzak Bölgesi’ndeki iskeleleri tahrip ederken, kuvvetli kış rüzgarları konusunda endişeler vardı. Ayrıca Türklerin, zayıf Anzak mevzilerini dövmek için ağır toplarını getirmelerinden korkuluyordu. Gerçekten de, 29 Kasım günü, Kanlısırt’ta, önemli miktarda zaiyata ve siperlerde kayda değer tahribata yol açan böyle bir bombardıman gerçekleşti. Bu, onları nelerin beklediğine işaretti.

Kasım ayının sonlarıyla 20 Aralık gününün erken saatleri arasında, Anzak Bölgesi ve Suvla’daki garnizonlar kademeli olarak tahliye edildiler. Türklerin, 20 Aralık 1915 sabahına, yani son Anzak’ın Kuzey Plajı’ndan ayrılmasına kadar hayatın normal seyrinde gittiğini düşünmeleri için en ince ayrıntısına kadar tedbirler alınmıştı. Son Britanya birlikleri 8 Ocak 1916 günü Seddülbahir’i terkettiler. Böylece Gelibolu seferi sona erdi.

Gelibolu, İtilaf Kuvvetleri’ne, 44.000’den fazlası ölü olmak üzere, 141.000 zaiyata mal oldu. Ölenlerden 8.709’u Avustralyalı ve 2.701’i Yeni Zelandalı’ydı. Türkler ise, 86.000’den fazlası ölü olan, 251.000 zaiyat verdiler. Özellikle uzun ve sıcak yaz mevsimi boyunca her iki tarafa da musallat olan çeşitli hastalıklar nedeniyle binlerce asker önceden tahliye edilmişti. Bu, Müttefikler için, askerlerinin bireysel cesaret ve dayanıklılığına rağmen alınan bir yenilgiydi. Türk askerleri ise, ülkelerinin savunması için, Osmanlı İmparatorluğu’nun askeri zaaflarını bilenleri şaşırtan bir kudret ve kabiliyet gösterdiler.